
Hayatta bazı insanlar vardır, yalnızca görev yaptıkları kurumlara değil, içinde yaşadıkları topluma, dokundukları yüreklere ve bıraktıkları izlere anlam katarlar. Onlar gittiklerinde bir boşluk değil, bir derinlik bırakırlar. İşte Muvaffak Yükseloğlu Hoca da böyle bir insandı. Bir öğretmen, bir müdür, bir eğitimci olmaktan öte, bir mektepti, bir mizaçtı, bir duruştu. Hakkı gözeten, vicdanı pusula edinen, adaletle yürüyen gerçek bir dava adamıydı.
Yıllarca Mardin İmam Hatip Lisesi’nde beden eğitimi öğretmeni olarak görev yaptı. Ancak onun eğitimi sadece saha çizgileriyle sınırlı değildi. O, öğrencilerine sadece kas gelişimini değil, karakter gelişimini de öğretirdi. Beden eğitiminin içinde ahlak, terbiyenin yanında saygı, disiplinin ardında şefkat vardı. Sporla ilgilenen, yarışmalara katılan birçok öğrenciyi Mardin’e kazandırdı. Masa tenisinde Mardin’i başarıyla temsil eden nice isim onun teşvikiyle bu yola girdi. Sınıf arkadaşım İzzettin Atasever gibi isimler bu yolda onun yönlendirmesiyle büyüdü, gelişti, örnek oldu. Ve daha nice branşlar nice isimler….
Ancak Muvaffak Hoca’yı asıl özel kılan şey, bilgi vermesi değil, insan yetiştirmesiydi. Okulun bahçesine adım attığında hissedilen o derin sükunet, korkudan değil, saygıdandı. Koridora girdiğinde sesler kesilirdi ama kalplerde güven hissi yükselirdi. Spor salonuna geldiğinde öğrenciler toparlanır, bir duruş sergilerdi. Çünkü onun varlığı sadece fiziksel değil; manevi bir otoriteydi.
Öğrenciler bir davranışta bulunacaklarında, önce onun hassasiyetini düşünürlerdi. “Muvaffak Hoca bunu duyarsa, ne der, üzülür mü?” sorusu içlerinde bir mihenk taşı gibi dururdu. Yanlış bir adım atmaktan çok, onun güvenini zedelemekten çekinirlerdi. Çünkü o, sevgisiyle, ilgisiyle, şefkatiyle öğrencilerinin yüreğinde taht kurmuştu.
Özellikle pansiyonda kalan öğrencilerin hayatında ayrı bir yeri vardı. Aileler, çocuklarını Mardin’e gönderirken gönül rahatlığıyla şöyle derdi:
“Bir şey olursa, Muvaffak Hoca’ya gidin.”
Öğrenci evlerinde kalan gençlere, “Zorda kalırsan Muvaffak Hoca’yla görüş” denirdi. Çünkü o sadece okulun değil, şehrin de emaneti koruyan yüzüydü. Sadece eğitim veren değil, aynı zamanda maddi ve manevi olarak destek olan bir insandı. İhtiyaç sahibi öğrencilerin harçlıklarını gizlice verir, ailesinden uzak okuyan gençlere bir baba gibi kol kanat gererdi. Maddi katkılarının yanı sıra manevi desteğiyle de nice öğrencinin yönünü, hayatını, kaderini değiştirdi. Onun sayesinde okuyan, mezun olan, ayakta kalan sayısız genç vardır.
Disiplini severdi. Ama vicdanı hiçbir zaman ikinci plana atmazdı. Bir öğrencinin haksızlığa uğradığını düşündüğünde, kim olursa olsun karşısına çıkmaktan çekinmezdi. İdareye de dur derdi, öğretmene de hakkı hatırlatırdı. Ama aynı Muvaffak Hoca, öğrencinin haddini aştığını gördüğünde, öğretmenin yanında dimdik durur, öğrencisini karşısına alırdı. O denge, onun öğretmenliğini değil, insanlığını tarif ederdi.
Sadece benim değil, eşimin de öğretmeniydi. Ama benim için yeri çok daha farklıydı. Çünkü ben onu her zaman bir aile büyüğü gibi gördüm. Şunu özellikle ifade etmek isterim, Muvaffak Hoca benim gerçek amcam değildi. Ancak gerçek amcam, beni bizzat ona emanet etmişti. Bu bir akrabalık ilişkisi değil, gönülden kurulmuş bir güven köprüsüydü. Amcamın gönlünde nasıl bir yer ettiyse ki, beni onun himayesine teslim etti. Ben de hocama hep o gözle baktım. Onu hep bir amca, bir büyük olarak gördüm. Çünkü amcamın hocasıydı, hem onun yüreğinde hem bizim hayatımızda taht kurmuştu.
Ve bir gün… Yolda karşılaştık. Yanımda eşim de vardı. Gözleriyle gülümsedi, ses tonuyla içimizi ısıttı, “İkiniz de benim öğrencimsiniz. En kısa zamanda yuvanıza geleceğim, sofranızda olacağım,” dedi.
O cümle, onun sıcaklığını yansıttığı kadar, derinliğini de taşıyordu. Meğer bu söz, onunla son karşılaşmamız olacakmış.
Bir süre önce Yalova’dayken kendisiyle telefonda görüştük. Hastaydı. Ama hala içten, hala vakurdu. “Hastayım Abdulkadirciğim… Duaya ihtiyacım var.” dedi.
O söz, kalbime işledi. Duaya sarıldık. Umut ettik. Ama Rabbim farklı murat etti.
Ve şimdi… Aramızda değil.
Ne cenazesinde bulunabileceğim…
Ne taziyesinde elini tutabileceğim…
Ama yokluğunu her hücremde, her anımda, her dualarımda hissediyorum.
Sosyal medyada onun vefatı sonrası yapılan paylaşımlar, aslında ne kadar büyük bir iz bıraktığını gösteriyor. “Unutulmaz müdür”, “dava adamı”, “şefkatli ama kararlı bir öğretmen”, “hayırda yarışan bir gönül insanı”… Hepsi onun ardından söylenenler. Hepsi, onun yaşarken verdiği izlenimin ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Gerçek dosttu, dünyalıkla değil, hayırla yarışan bir adamdı. Yetimlerin, fakirlerin, ihtiyaç sahiplerinin hayatına dokunduğunu birebir bilenlerdenim. Hayırlarını gizli yapardı ama izi hep kalırdı.
O, dünyaya bir yarış sahası gibi değil, iyilikte bir kulvar gibi bakardı. Dünya için değil, insanlık için yaşadı. Gösterişten uzak, sahici bir gönül ehliydi.
Şimdi aramızda değil. Ama adı, duruşu, öğretisi ve bırakmış olduğu o koca miras bizimle yaşamaya devam edecek.
Mekânın cennet olsun Muvaffak Hoca…
Sen gittin ama biz hala senin öğrencin olmaya devam ediyoruz.
Sen bir ders değil, bir ömürlük rehberdin.
Ve bu şehir, bu okul, bu toplum seni asla unutmayacak.

Kıymetli hocamız Muvaffak Yükseloğlu’na Allah’tan rahmet, başta ailesine, öğrencilerine ve sevenlerine sabır diliyorum. Yeri nur, mekanı cennet olsun.