Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Sekip Yurttaser

Beynin Kamerası

 

Belki size ilginç gelecektir; insan beyninin de kendine özgü bir kamerası bulunmaktadır. Beyin engelli olmayan her insanda mevcut olan bu kamera öylesine gelişmiş bir yapıya sahiptir ki asrımız teknolojisinin en mükemmel eseri sayılan gelişmiş kameradan çok daha kaliteli, çok daha gelişkin hatta olay, durum ve zamana göre kendini en hızlı şekilde otomatikman güncelleyebilmektedir. Geniş tarama özelliği bulunmasının yanı sıra bir takım çeşitli görüş alanlarını da kendisi üretebilmektedir. Bazılarımızca bu kamera görme organları olarak sanılsa da aslında değildir. Çünkü bunlar da kameranın sadece birer unsurudurlar. Zira göz dediğimiz organ, varlığı sadece bir pencereden ve belirli açılardan gördüğü için doğal olarak görme organlarının olup olmaması bu kameranın işlevini de pek etkilememektedir. İşte böylesine olağanüstü diye nitelenebilecek olan bu kamera; motor ya da dinamo görevini gören beyinin içindeki akıl denilen enerjinin ürettiği ve insanı hayvandan ayıran özelliklerin en başında yer alan ‘düşünebilme yetisidir.’

Üstün özellik ve muazzam fonksiyonlarla donanımlı bulunan beyin kamerasının sunduğu eşsiz nimetlerden tam anlamıyla yararlanmamak insan doğasına aykırıdır. Bu doğrultuda geçmişi değerlendirerek geleceği hesaplamak, duruma göre tavır takınmak, kendisini, çevresini, toplumu hatta dünyayı fotoğraflar gibi tespit etmek, tartmak, ölçmek, anlamlandırmak, ufkunu genişleterek üretken olmak tamamen kişinin bu kamerayı kullanabilme maharetine bağlıdır. Kullananın yaşı, başı ne olursa olsun sonuç değişmemektedir. Bir de yıllarca kamerasının görüşünü tek bir noktaya sabitlemiş böylece aynı görüntüyü yansıtıp duran nice ibretlik kişiler vardır. Bunlar, yaşamları boyunca ilerlemeden, tek bir nokta üzerinde patinaj yaptıkları için hem kendileri geri kalmış hem de içinde yaşadıkları toplum için gereksiz, silik ve sıkıcı bir kişilik olarak kalmışlardır.

Sonuç olarak kendi bünyesinde mevcut olan imkân ve nimetleri kullanmayan veya kullanamayan başka bir deyişle; varlığa gömülüyken yokluk çeken bu tür kişiler hem kendileri hem de toplum için en hafif tabiriyle yararsız, etkisiz ve birer pısırıktan başka bir şey değildir. Peki, sizce de doğru değil midir?

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER