Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ozlem Artukoglu

Fani Dünyanın Gürültüsünde Bir Esenlik Çağrısı : Er-Rahmân

​Hayatın bitmek bilmeyen o yorucu hengamesi, bizi benden alan koşturmacası ve kalbimizi daraltan dertleri arasında, bir an olsun durup nefes almaya ne kadar da muhtacız…

Dönüp arkamıza baktığımızda, insanın kendi ruhuyla arasındaki mesafenin fersah fersah açıldığı, telaşın kalpleri sağır ettiği zorlu bir zamanda yaşıyoruz. Herkes bir yerlere yetişme derdinde, herkes bir şeyleri yetiştirme telaşında… Fakat tam bu savruluşun, bu yorgunluğun ortasında; yedi kat göğün ötesinden yükselen, çöl sıcağında çatlamış dudaklara dökülen berrak bir pınar gibi imdadımıza yetişen muazzam bir çağrı var: Rahmân Suresi.
​Gelin bugün, kelimelerin ötesindeki o derin merhamete kulak verelim. Gönül kapılarımızı ardına kadar açıp, ruhumuzu o ilk kelimenin mutlak emniyetine bırakalım.
​İlk Kelimenin Şefkati: “Er-Rahmân”
​Kâinatın sahibi, her şeyi yok etmeye muktedir olan mutlak güç, söze Kendini bize tanıtarak başlar. Azameti ve Celali her şeyi kuşatmışken, kelamın başında bizi sonsuz şefkatiyle karşılar:
​”Er-Rahmân.”(Rahmân Suresi, 1. Ayet)
“O Rahmân’dır; sonsuz merhamet sahibidir.”

​Vermeyi hiçbir şarta, sevmeyi hiçbir karşılığa bağlamamaktır Rahmân olmak. Bu sıfat, Cenâb-ı Hakk’ın yeryüzündeki tüm mahlukatı ayırt etmeksizin kuşatan, her nefese hayat veren o muazzam tecellisidir. Düşünün ki bir insan, O’nu inkar ederken bile Rahmân’ın bahşettiği havayı solur; O’na isyan ederken bile yine O’nun toprağından beslenir. Kul ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın, Rahmân’ın merhamet okyanusu o kulun peşini asla bırakmaz. Biz unutsak da O bizi unutmaz; biz yüz çevirdikçe O, rahmet kapısını yüzümüze kapatmaz.
​Nitekim Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sonsuzluğu zihnimize yaklaştırmak için şöyle buyuruyor:
​“Allah merhametini yüz parçaya ayırdı. Bunun doksan dokuzunu Kendi katında tuttu, sadece bir parçasını yeryüzüne indirdi.”

​İşte yeryüzünde gördüğümüz ne kadar şefkat varsa, hepsi o tek bir damlanın tezahürüdür. Bir annenin, evladı için canını siper edişindeki o engin duygu; çölde susuz kalmış yavrusunu kanatlarıyla gölgeleyen bir kuşun çırpınışı; hatta vahşi bir hayvanın, emzirirken yavrusuna zarar vermemek için ayağını sakınarak basması bile o tek bir damladandır.
​Eğer dünyaya indirilen tek bir damla merhamet, kâinatı binlerce yıldır sevgiyle ayakta tutmaya yetiyorsa; Rahmân’ın Kendi katında sakladığı, ebedi alemde mümin kullarına saçacağı doksan dokuz damlanın ihtişamını tahayyül etmek, şu yorgun kalbimize nasıl bir inşirah verir, bir düşünelim…
​Önce Pusula, Sonra İnsan
​Sûredeki o muazzam ilâhi sıralamaya dikkatle bakalım: “Allême’l-Kur’ân. Hâlekâ’l-insân. Allêmehû’l-beyân.” Yani; “Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı (konuşmayı) öğretti.”
​İnsanın yaratılmasından önce Kur’an’ın zikredilmesi tesadüf değildir. Rabbimiz bize adeta, “Sizi bu dünya gurbetine göndermeden önce, yolunuzu kaybetmeyesiniz diye kılavuzunuzu, pusulanızı hazırladım” demektedir. Önce insanı var edip sonra ona bir yol aratmamış; kulunu daha ilk adımında rehbersiz, bahtsız ve yalnız bırakmamıştır.
​Peşinden gelen “beyan” ise, içimizdeki fırtınaları, sessiz çığlıkları kelimelere dökme lütfudur. Kulun halini bizzat bilmesine rağmen, insana dertlerini anlatma yeteneği vermiştir. Gecenin bir vaktinde, kimsenin duymadığı o tenha köşede, “Yoruldum Allah’ım, dermanım Sensin, Sana geldim” diyebilmek, Rahmân’ın insana en büyük, en nazenin ikramıdır. Zira insanı insana anlatsanız yorulursunuz; kelimeleriniz yük olur, yükünüz karşı tarafa ağır gelir. Fakat halinizi Rahmân’a açtığınızda, kırık dökük cümleleriniz bile birer duaya dönüşür. O, her şeyi unutan dünyaya inat, sizin en gizli sızınızı bile zayi etmeden merhametle dinler; kelamıyla ruhunuza genişlik verir.

​Kalbimize Dokunan 31 Şefkatli Sitem

​Sûre bizi gökyüzünün sonsuzluğundan alıp yeryüzünün nimetlerine, iki denizin birbirine karışmayan o mucizevi çizgisine kadar götürür ve ardından o sarsıcı nida yükselir:
​“Fe-bi-eyyî êlê-i Râbbikûmê tûkezzibên.”(Rahmân Suresi, 13. Ayet)
“Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?”

​Tam 31 defa dalga dalga kalbimize misafir olan bu soru, sert bir cezalandırma tehdidi değil; kulunu her an gözeten, onu adeta şefkatle sarsan merhametli bir Rabb’in sitem dolu çağrısıdır. Fıtraten unutmaya ve gaflete meyilli olan insan; her sabah zahmetsizce aldığı nefesi, başını soktuğu sıcak yuvayı, bir canın yüzündeki tebessümü zamanla sıradan görmeye başlar. Çoğu zaman Rabbimizin bizi o dar zamanlardan, yalnız gecelerden çekip çıkardığını, önümüze ne büyük kapılar açtığını maalesef görmezden gelir, hayatın hengamesinde unuturuz.
​İşte bu gaflet uykusunda Rahmân kalbimizin kapısını çalar. Bu sitem dolu soru karşısında insanın kuşanması gereken duygu, sinsi bir kibri büyütmek değil, derin bir mahcubiyettir. Hakiki bir mümin, bu ayeti her duyduğunda kendi iç dünyasına dönmeli, o eşsiz ikramlar karşısında kalbini nankörlükten arındırarak durup düşünmelidir. Ruhumuzun vermesi gereken asıl tepki, o bencil iddiaları bir kenara bırakıp kalpten gelen bir teslimiyetle fısıldamaktır: “Hiçbirini Allah’ım… Senin hiçbir nimetini yalanlayamam, hepsi Senden.”

​En Sarsıcı Hakikat: “Kûllû men ‘âleyhê fên”

​Ve sûre, dünyayı gözümüzde hak ettiği yere koyan, kalbimizi fani bağlardan özgürleştiren o zirve ayete ulaştırır bizi:
​”Yeryüzünde olan her şey fânidir. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı bâki kalacaktır.”(Rahmân Suresi, 26-27. Ayetler)

​Şu hayatta neye sıkı sıkıya tutunduysak elimizde kalmadı mı? Kalbimizi kime fani bir bağla bağladıysak, bir gün bizi bırakıp gitmedi mi? İşte bu ayet, yangın yeri olan gönlümüze serin bir su serper. Bize der ki: “Hepsi geçecek, bu fani dünya için, gelip geçici gölgeler için kendini bu kadar hırpalama.” Her şey bittiğinde, herkes sırtını dönüp gittiğinde bile kuluna yeten, onu şefkatle kuşatan bir el-Bâki var.
​Zira kâinatta her şeye sahip görünen ama kalbinde Allah’a yeri olmayan bir insan, aslında en büyük yoksuldur. Fakat dünyalık hiçbir şeyi olmayıp da kalbinde Allah’ı taşıyan insan, en büyük zenginliğe sahiptir; çünkü o, hazinesi tükenmeyen, mülkün tek sahibi olan el-Ganî’ye sığınmıştır.

​Bugünümüze Bakan Aynalar

​Bizler bugün, tarihin madden belki de en konforlu ama ruhen en yorgun çağını yaşıyoruz. Evlerimiz büyüdü, imkanlarımız arttı ama kalpten kalbe giden yollarımız daraldı. Ruhumuz her daraldığında sahte vitrinlerde, geçici avuntularda teselli arıyoruz. Oysa Rahmân, her secdede, her duada bizi huzuruna çağırıyor, “Bana gel, derdini Bana aç” diyor.
​Üstelik Rabbimizin yeryüzüne indirdiği o bir damla merhamet, sadece uzaktan seyretmemiz için değil; birbirimizin yarasına merhem olmamız için de bize bırakılmış bir emanettir. Bugün yanı başımızda bir yetimin, bir dertlinin, kırık bir kalbin elinden tutabiliyorsak, o muazzam tecelliden payımıza düşeni hayatın içine taşıyoruz demektir. Unutmayalım ki, yeryüzündekilere merhamet etmeyene, gökteki de merhamet etmez. Rahmân’ın kulu olmak, O’nun şefkatini yeryüzünde bizzat görünür kılmayı, bir muhtacın duasında o merhametin eli olabilmeyi gerektirir.
​Ne var ki hayatımızdaki eksikliklere öyle bir odaklanıyoruz ki, içinde yüzdüğümüz nimet denizini fark edemiyoruz. Eğer bugün bencilce kırıp döküyorsak, hayatın o hassas mizanını bozuyorsak, fani olanı baki sandığımızdandır. Dünyalık hırslar, biriktirilen maddeler, titrediğimiz geçici makamlar bir gün avucumuzun içinden kayıp gidecek.

Öyleyse bu kırgınlıklar, bu dünya hırsı niye?
​Kıymetli okurlar; gündelik telaşlarımıza geri dönerken, dünyalık küçük hesaplarımızı ve kırgınlıklarımızı bir kenara bırakalım. Gece başımızı yastığa koyduğumuzda, o şefkatli ilahi sesi kalbimizde duyabilmeyi dileyelim. Kibri, benliği bir kenara koyup mahcubiyetle eğilelim O’nun huzurunda.

​Ya Rahmân… Ya Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm…

Bizleri fani olanın gürültüsünden, geçici heveslerin esaretinden koru. Biz gaflete düştük, Sen ihsan etmekten vazgeçmedin; biz yüz çevirdik, Sen bizi rahmetinle sarmalamaktan vazgeçmedin. Otuz bir defa kalbimize çarpan o şefkatli sitemin karşısında bugün boynumuzu büküyoruz: İlahi, hiçbir nimetini yalanlayamayız, muhtacız…
​Ömür sermayemiz tükenip, herkesin bizi kendi yalnızlığımızla baş başa bıraktığı o son menzilde, bizleri merhametinle karşıla. Dünyadan arkamızda hoş bir sada ve rızana ermiş bir ruh bırakarak göçebilmeyi bizlere nasip eyle.
​Dualarınız kabul, yüreğiniz Rahman’ın sonsuz huzuruyla dolu olsun.

Allah’a emanet olunuz.

YORUMLAR

2 adet yorum var

  1. Selâmüm Aleyküm.
    (KUR’AN’ın Takebesi)kardeşim (bir Esenik çağrısı:ER-RAHMAN,Yazını okudum :(bildikleeimi Tazelemiş ,bimediklerimi ÖĞRENMEMİ vesile olduğnuzdan YÜREĞİNE KALEMİNE SAĞLIK.RAB ‘Razı olsun İnşa’ALLAH.
    Ankarada oturan Mardinli Yasemin Dalkılıç karseşim yazınızı bana göderdi öylelikle yazınızı okuma fırsatını ermiş oldum.Ben 18,19,20 Mayısda MARDİNİN RARİHİ YERLERİNİ de ziyeret etmeme sebep oldu YASEMİN DALKILIÇ kendilerini Müteşekkirim.
    Mardin’in Tarihi Dokusunu herkesin görmesi gerek derim .
    Bizleri SEVGİSİNDEN Yararan EL- VEDUT olan ALLAH’a Emânet olunuz.🤎👍🤲.

  2. Aleyküm selam.
    ​Değerli yorumunuz ve nazik temennileriniz için çok teşekkür ederim. Ankara’dan Mardin’e uzanan bu güzel vesileye katkı sağlayan Sayın Yasemin Dalgıç Hanımefendi’ye de ayrıca şükranlarımı sunarım.
    ​İfade ettiğiniz gibi, Mardin’imizin tarihi ve kültürel dokusu herkesin görmesi gereken çok özel bir mirastır. Şehrimizi ziyaret etmiş olmanızdan büyük memnuniyet duyduk.
    ​Güzel dualarınız ve desteğiniz için tekrar teşekkür eder, sizleri de El-Vedûd olan Yüce Allah’a emanet ederim.
    ​Saygılarımla.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER