Bakmayın siz her akşamüzeri Güneş’in böyle yüzü kızararak masumca çekilmesine! Belki bize fark ettirmeden belki de alıştıra alıştıra her gün bizlerden bir şeyler eksilterek çekilmektedir; sevenlerimizi, sevdiklerimizi, çocukluğumuzu, gençliğimizi, güzelliğimizi, neşemizi, gücümüzü ve hepsinden önemlisi bir gün tamamını tüketmeye azimli olduğu ömrümüzün de önemli bir parçasını, alıp yanında götürmektedir.
Bakmayın siz her akşamüzeri kucağımıza bıraktığı kocaman parlak bir Ay’la bizi oyaladığına; aslında günün aydınlığını, ormanın yeşilini, dağın morunu, göğün ve denizin mavisini kapkara bir örtüyle örtmektedir.
Bakmayın o sahte gülüşlerine aslında gündüzün cesaretini; gecenin korku ve esaretiyle, gündüzün iyimserliğini; gecenin karamsarlığıyla, gündüzün tatlı curcunasını; gecenin ürkütücü sessizliğiyle değiştirerek çekilmektedir.
Biz Güneş’i hep severken, bizi sarıp sarmalayan okşayıcı sıcaklığına kendimizi rahat bir şekilde emanet ederken o ise batarken bizi gecelerin kapkaranlık, sessiz, dipsiz, korkutucu ve soğuk koynuna pervasızca salmakta ve gün be gün bir meçhule doğru sürüklemektedir.

YORUMLAR