DOLAR32,5829% 0.03
EURO34,9925% 0.37
STERLIN40,7855% 0.37
FRANG35,6282% 0.17
ALTIN2.421,08% -0,09
BITCOIN64.293,78-3.382
Muhammed GülTÜM YAZILARI

Kime Mü’min Denir?

Yayınlanma Tarihi : Google News
Kime Mü’min Denir?

Allah her şey zıttı ile kaim olmak üzere çift yaratmıştır.

 

 51/ZÂRİYÂT-49: Ve min kulli şey’in halaknâ zevceynî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

Ve Biz, herşeyden (zıttıyla kaim kılarak) çift yarattık. Umulur ki böylece siz tezekkür edersiniz.

 

Kâinatta yaratılmış olan her şey çifttir ve zıttır. İman açısından duruma bakıldığı zaman insanlar iki ana grupta değerlendirilebilir: Mümin olanlar ve olmayanlar.

 

Allah Kur’an’da mü’minlerin cennetle müjdelendiğini söylüyor.

 

40/MU’MİN-40: Men amile seyyieten fe lâ yuczâ illâ mislehâ, ve men amile sâlihan min zekerin ev unsâ ve huve mu’minun fe ulâike yedhulûnel cennete yurzekûne fîhâ bi gayri hisâb(hisâbin).

Kim seyyiat (şerr, derecat düşürücü ameller) işlerse mislinden daha fazla cezalandırılmaz. Kadınlardan veya erkeklerden kim amilüssalihat (nefsi ıslâh edici ameller, nefs tezkiyesi) yaparsa işte onlar, (îmânı artan) mü’minlerdir. Onlar, cennete konulacak ve hesapsız rızıklandırılacaktır.

 

Mü’min olmayanların ise cennete girmeleri mümkün değildir. Onların gideceği yer cehennemdir.

 

4/NİSÂ-115: Ve men yuşâkıkır resûle min ba’di mâ tebeyyene lehul hudâ ve yettebi’ gayre sebîlil mu’minîne nuvellıhî mâ tevellâ ve nuslihî cehennem(cehenneme) ve sâet masîrâ(masîran).

Ve kim kendisine hidayet beyan edildikten (açıkladıktan) sonra resûle muhalefet ederse ve mü’minlerin yolunun dışında bir yola tâbî olursa, onu döndüğü yola çeviririz ve onu cehenneme yaslarız. Ve o ne kötü varış yeri.

 

O halde bir insan ya mü’mindir ya da değildir. Bizim için bunun ölçüsü Kur’an-ı Kerim’de açıklanmıştır. Allah Teala mümin tanımını şu şekilde yapmıştır.

 

40/MU’MİN-40: Men amile seyyieten fe lâ yuczâ illâ mislehâ, ve men amile sâlihan min zekerin ev unsâ ve huve mu’minun fe ulâike yedhulûnel cennete yurzekûne fîhâ bi gayri hisâb(hisâbin).

Kim seyyiat (şerr, derecat düşürücü ameller) işlerse mislinden daha fazla cezalandırılmaz. Kadınlardan veya erkeklerden kim amilüssalihat (nefsi ıslâh edici ameller, nefs tezkiyesi) yaparsa işte onlar, (îmânı artan) mü’minlerdir. Onlar, cennete konulacak ve hesapsız rızıklandırılacaktır.

 

İster erkek, ister kadın olsun insanlardan her kim ıslah edici amel işliyorsa o kişi mü’mindir. O mü’minin en temel özelliği nefsini ıslah eden amel işliyor olmasıdır. Her ne kadar insanlar ıslah edici ameli farklı şekilde tarif etmişlerse de bizim için geçerli olan Allah’ın sözleridir.

 

“Islah” kelimesi düzeltmek, daha iyi duruma getirmek, kötüden iyiye doğru yöneltmek manasında kullanılır. O zaman bizde bir şey (nefs) mevcut düzgün değil, iyi değil, bunun düzeltilmesi gerekiyor.

 

Allah, insanı yaratırken vermiş olduğu nefsi, daima kötü olanı emrediyor.

 

12/YÛSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).

Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm’dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).

 

Bu nefsin düzeltilmesi, tezkiye edilmesi (arındırılması), tasfiye edilmesi (ıslah edilmesi) sorumluluğu bize yüklenmiştir.

 

5/MÂİDE-105: Yâ eyyuhellezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izehtedeytum ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).

Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek.

 

O halde ıslah edilecek olan varlığımız, nefsimizdir. Fizik vücudun veya ruhun ıslah edilme durumu söz konusu değildir. Nefsimizin en temel özelliği olan şerri emretme vasfından kurtulması için yani nefsimizin tezkiye ve tasfiye olması için Allah’ın nurlarına ihtiyacımız var.

 

24/NÛR-21: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).

Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah’ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem’î’dir (en iyi işitendir) Alîm’dir (en iyi bilendir).

 

Ancak Allah’ın rahmet ve fazıl nurları üzerimize gelirse, nefsimizin kalbine nüfuz ederse ıslah olma olayı başlayacaktır. Allah’ın katından nurun bize ulaşması için Allah’ın temel emirlerinden biri olan zikri yapmamız gerekiyor. Çünkü zikirle kişi huşuya ulaşıyor.

 

57/HADÎD-16: E lem ye’ni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).

Allah’ın zikri ile ve Hakk’tan inen şeyle (Allah’ın nurları ile), âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) kalplerinin huşû duyma zamanı gelmedi mi? Kendilerine daha önce kitap verilip de böylece üzerinden uzun zaman geçince, artık (zikri unuttukları için) kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasıklardır.

Burada Allah‘ın zikredilmesi ile Allah’tan bir şey bize ulaşıyor. Bu şeyin ne olduğunu Zümer- 22’ten öğreniyoruz.

 

39/ZUMER-22: E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).

Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah’a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah’ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler.

 

Her kim Allah’ı zikrederse Allah’tan gelen nur kişinin kalbini ulaşır ve o kişiyi huşuya ulaştırır yani nefsin ıslahı olayı başlar.

Konunun bir diğer yönü ise mü’minlerin zikir yapmalarıdır. Mü’min Allah’ı zikrettiği için Allah’ın katından nurlar gelip kişinin manevi göğsünden yarılan yoldan kalbine ulaşır.

 

Kişi Allah’a ulaşmayı dilediği için manevi göğsü yarılmıştır.

 

6/EN’ÂM-125: Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).

Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime (İslâm’a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü’min olmayanların üzerine azap verir.

 

Kimin göğsü yarılmışsa o Allah’tan bir nur üzere olur.

 

39/ZUMER-22: E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).

Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah’a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah’ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler.

 

Peki kişi nasıl zikredecektir?

 

73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).

Ve Rabbinin İsmi’ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.

 

Allah kendi isminin tekrar edilmesi (Allah, Allah, Allah…) suretiyle kendisini zikredilmesini emrediyor. Bu şekilde zikir yapan kişinin kalbine Allah, nurlarını gönderir ve kişinin nefsini tezkiye eder, ıslah eder. Çünkü ıslah eden Allah’tır. Biz temel vazifelerimizi yerine getirmek suretiyle üzerimize düşeni yapmış oluruz.

 

Sonuç itibari ile her kim Allah’a ulaşmayı dileyip Allah’a zikretmeye başlamışsa nefsi tezkiye olur. Bu kişi ıslah edici amel işliyor demektir.

Allah ile kalın, mutlu kalın.