DOLAR
17,9599
EURO
18,2628
ALTIN
1.028,34
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mardin
Açık
35°C
Mardin
35°C
Açık
Çarşamba Açık
34°C
Perşembe Açık
34°C
Cuma Parçalı Bulutlu
34°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
34°C

Siyaset Anlayışımız ve Temelleri

Siyaset Anlayışımız ve Temelleri
19.07.2022
0
A+
A-

      Benim yazılarımla başlarını ağrıtmış olanlar günlük siyasete bulaşmayı pek sevmediğimi bilirler. Çünkü bu konuda ne derseniz deyin ne yazarsanız yazın birilerine illaki eksik ya da fazla gelecek cümleleriniz. Ama her ne kadar kaçmaya çalışsak da siyaset hepimizin hayatını etkileyen ve toplumun gereğinden fazla bulaştığı ve kendini kaptırdığı bir konu olduğu için ucundan kıyısından dokunmak zaruri bir durum arz ediyor bazen.

Dediğim gibi yazacaklarım illaki tastamam doğru ve yeterli değerlendirmeler olmayabilir. Ama ne yazarsak yazalım, cenahı fark etmeksizin “hazır kıta eleştiri mangaları görevini” ifa etmeyi üzerine almış olan kesimler, tıpa tıp onların sözlerini yazmadığınız için sizi yerden yere vuracaklardır.

Yazık ki genel anlamda siyasi anlayışımız da taklit ve dolaysıyla ithal üzerine kurgulanmış. Yani üretim kabızlığımız bu alanda da elimizi kolumuzu bağlıyor. Osmanlının son zamanlarında başlayan ithal hareketleri Cumhuriyetin ilanıyla çok daha hızlı bir hal aldı. Siyaset anlayışımızı ve dolaysıyla toplumsal yaşantımızı tümüyle tasarlayan her şeyi dışardan aldık. Bütün kanunlarımız, devlet kurumlarımızın yapılanması, eğitim sistemimiz, giysilerimiz, ölçü birimlerimiz, alfabemiz ve hatta şapkamız dışarıdan ithal bir anlayışla şekillendi, benimsendi, benimsetildi. Şapka giyme zorunluluğunu devrimci bir anlayış olarak kabul etme zorunluluğu bile ne kadar vizyonel bir siyasi ufkumuzun olduğunu kanıtlamaya yeter de artıyor zaten. II. Mahmut zamanında yine dışarıdan beslenen bir ufukla fes giyme zorunluluğu dayatılmıştı ve adına ıslahat denen çoğu şekilci anlayış yenilik olarak topluma sunulmuştu. Şekille ilgili olmayan ithal anlayışların hiçbiri ne tesadüfse halkın yararına olan mevzuatlar değildi. Sonrasında olan da maalesef bundan çok daha farklı olmadı.

Hızlıca bir özetle bugünümüze gelmeye çalışırsak…Eski düzenin değişmesi adına tüm yapılan ithalatlara rağmen, üstelik kadınlara seçme-seçilme hakkı verilmişken 20-45 yılları arasında halkın katıldığı bir seçim olmadı. Bir yerlere gelmek için tek partinin üyesi olmak gerekiyordu. Ve kesinlikle yapılan her şeyi onaylamak gerekiyordu. Üstelik ultra demokrasi iddialarında olunan bir çağda dahi hala da bu durum bir anayasa maddesiyle korunmaya çalışılıyor. Ve biz o yıllardan başlayarak (Tabii ki çok daha eskiye dayanan saltanat ve kutsal devlet anlayışımıza kadar giden bir sürecin sonucu da olarak.) bugüne değin muhalefeti, muhalefet edenleri sevmedik, sevemedik. Eleştirenleri düşman ilan ettik, yetmedi hain diye yaftaladık. Yasaklarla, eleştiriyi dahi çok sert hamlelerle savuşturarak kendini ortaya koyan bir siyaset elbette ki otoriter olacaktı.

Kendini nasıl ifade ederse etsin daha farklı olamazdı. Nitekim seksenli yılların sonuna kadar cumhurbaşkanlığı yapmış kişilerin arasında (cumhurbaşkanı) sadece bir tanesi (Celal Bayar) sivil bir siyasetçiydi. Zaten askeri siyaset sivil siyaseti istediği zaman, her türlü fiziki ve psikolojik müdahale vasıtalarını kullanarak hizalamayı kendisine görev bilip gerekeni(!) hep yaptı. 2022 yılında, yirmi yıldan fazladır ülkeyi tek başına yöneten bir iktidar olmasına rağmen hala sivil siyasetin vesayet ve baskılardan tamamen kurtulduğunu söyleyemiyoruz. Düşünün ki 2022 yılında hala darbecilerin anayasasını değiştirme cesaret ve kabiliyetini gösteremiyorsunuz.

Böyle bir atmosferde otoriter-askeri anlayış siyasi partilerin içine ister istemez iyice nüfuz etmiş oldu. Öyle ki bugün dahi herhangi bir partinin genel başkanına, yönetimine muhalefet etmenin tek yolu vardır ve o yol kesinlikle “demokratik” mücadele içine girmek değildir. Tek yol, söz konusu partiden paşa paşa ayrılmaktır.

Bu durum neyi getiriyor peki? Neye yol açıyor? Sadece siyasette değil, aile yaşantımızda, kurumsal yapılanmamızda, apartman-site yönetiminde, dernek-vakıf faaliyetlerinde, hatta ve hatta dini yapılanmalarımızda bile eleştiriyi kaldıramayan ya da eleştirmeyi bilmeyen ve dolayısıyla üretemeyen bir toplum olmayı zorunlu kılan bir sonuç çıkarıyor.

Sonuç olarak fikir beyan edemeyen, bu durum kanıksanınca artık fikir de üretemeyen, sürekli ayrışan, sürekli çatışan bir toplum olup çıkıyorsunuz.

Sonraki yazımda inşallah güncel siyasete dair notlarım olacak.

Kalın sağlıcakla…

Abdulkadir Demircan

metyu_24@hotmail.com

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.