DOLAR
15,9363
EURO
16,7946
ALTIN
928,32
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mardin
Açık
29°C
Mardin
29°C
Açık
Perşembe Açık
25°C
Cuma Açık
26°C
Cumartesi Açık
29°C
Pazar Parçalı Bulutlu
26°C

Tatlı Su Solculuğu

Tatlı Su Solculuğu
13.04.2022
0
A+
A-

    Sol kavramı siyasi olarak Fransız İhtilali’nden sonra ortaya çıkmıştır. İhtilalden sonra halkın temsilcisi olan ve özgürlükleri savunan halkın önderleri mecliste başkanın solunda otururlardı. Değişime karşı olan, statükoyu savunan zenginler ve burjuvalar ise başkanın sağ tarafında otururlardı.

Halkın içinden gelen bir yönü olmalıydı solun. Ve devrimci bir söyleminin olması lazımdı ilk zamanlarda. Küçük çöpün büyük çöpten hakkını aldığı bir düzen kurmak, halka tasallut etmiş sömürü sınıflarını yok etmek en büyük amaçtı. Olmazsa olmazlardan bir tanesi de solculuğun entelektüel bir alt yapısının olması gerektiğiydi.

Ama herkes, her şey değişir zamanla. Karl Marx’ın dediği gibi gerçekten değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Değişim gerçeği kadar önemli olan, değişimin hangi yönde olduğudur.1950’lerden sonra sol genel anlamda devrimci özelliğinden sistemle barışık bir anlayışa evirildi. Feminizm, ırkçılık karşıtlığı, çevrecilik gibi daha özel alanlarda kendini ifade etmeye başladı. Özellikle lgbt hakları(!) gibi bir konuyu da uğraş alanı içine alarak halkın içinden gelme özelliğini kaybetmeye başladı. Tüm bu özelliklerden dolayı, doğasının aksine kendini halktan üstün gören elit bir sınıf haline gelmeye başladı.

Hızla gelişen teknolojinin getirdiği baş döndürücü değişimle en çok savrulan ideolojilerinden biri oldu. Son tahlilde sol kapitalist sistemleri yönetmeye talip olmaya başladı. Daha doğrusu kapitalizm savunusuna geçerek bunu sahiplenmeye başladı. Her ne kadar söylem olarak ırkçı karşıtlığını hala savunsa da artık milliyetçilik söylemlerini ve simgelerini iyiden iyiye öne çıkaran bir anlayışa dönüştü. Nasyonal milliyetçilik solun en belirgin özelliği haline geldi.

Her şeyin şuursuzca değiştiği son yirmi yılda sol, solculuk, ilericilik; çağdaşlık hak, hukuk, adalet ve özellikle eşitlik kavramlarından çok uzağa düşen, tanınmayacak bir kişiliğe büründü. Yazının tam bu kısmında Türkiye özelinde olan bitene bakabiliriz. Doksanlı yılların sonuna kadar solcular özellikle marka giyinmekten kaçınırlardı. Kadın erkek ilişkilerinin yozlaşmasına, kadının kapitalizmin reklam aracı olarak kullanılmasına karşı çıkıyordu. Kadın olsun erkek olsun insanın dış görünüşü ya da bedeniyle değil şahsiyetiyle var olması gerektiğini savunurdu. Giydiklerinden sigaralarına kadar simgelerin ön plana çıktığı belli bir tarzları vardı. Che Guevara baskılı tişörtler, kırmızı kalpaklar, Deniz Gezmiş’in yeşil renkli, boyun kısmı kürklü olan parkesine benzer parke giymek çok yaygın bir tavırdı. Hatta öncesinde Filistin davasına destek olmak için, mazlum halkalara destek olmak adına İsrail’le savaşacak kadar erdemli olan temsilcilere sahipti sol.

Fakat gelinen noktada ister Türk solu, ister Kürt solu, ister Kemalist sol olsun, mazlum halkaları bırakın savunmayı onlara yardımı hor gören bir anlayışa geriledi sol anlayış. Ülkede sol artık yabancı ve mülteci düşmanlığının diğer adı oldu. Mültecileri dahi kategorize ederek, mülteci Suriyeli ise başka Ukraynalı ise başka konuşan ayırımcı bir kişiliğe dönüştü. İçinden geldiği medeniyet kodlarını, tüm bilimsel gerçekliğin zıddına yok sayan ya da o kültürle ilgili özellikle marjinal olan folklorik öğeleri ön plana çıkaran sol bir anlayış var artık. Aynı zamanda herhangi biri gibi marka peşinde koşan, benliğini ve konforu ilahlaştıran ve entelektüel hiçbir kaygı taşımadığı için hayatında tek kitap bile okumamış-okumayan hatta düşünmeye bile artık gerek görmeyen bir anlayış…

Artık Che baskılı tişörtler, yeşil parkeler, kırmızı kalpaklar hiç yok. Che gibi bakanlığı bırakıp başka bir ülkenin halkı için ölmeyi göze alacak, Deniz Gezmiş gibi hayatını davası uğruna feda edecek solcular artık yok çünkü. Devrin her türlü cefasından uzak sonuna kadar sefasını sürmeye talip bir sol kişilik var artık. Elbette ki günümüz solcularının simgeleri Che olamaz, yeşil parke olamaz bu saatten sonra.

Tarihleri ve bugünleri utanç vesikalarıyla dolu, sömürgeciliğin ağa babaları olan Avrupa ve Amerika’nın temsil ettiği “batı medeniyetini(!)” referans alan bir sol olabilir mi Allah aşkına! Ama olan bu maalesef. Dünya üzerindeki bütün savaşların, çatışmaların sebebi, gizli-açık sevk ve idarecisi olan batının değerleriyle kuşanmak solculuk oluyor artık. Aynı şekilde batının el üstünde tuttuğu, emperyalizmin Türkiye distribütörü mesabesinde olan ve Cumhuriyetin ilk yıllarından beri imtiyazlarına dokunulamayan belli aile sermaye holdinglerini solun temsilcisi olarak kabul etmek de solcu olmak için yetiyor.

Yani eskisi gibi zor değil artık solcu, ilerici, çağdaş olmak. Kendi medeniyetini aşağılamak, mütemadiyen küfretmek, hakaret etmek, kendini cahil(!) halkın üstünde görmek, halkı aşağılamak, özellikle dine hakaret etmek, çokça ve uluorta içki içmek, çıplaklığı benimsemek, bedenini insanların gözüne gözüne sokarak dikkat çekmeye çalışmak, Ramazan ayında özellikle olay çıkarmak adına uluorta sigara, içki içmek, yemek yemek, toplu taşıma araçlarında aile çoluk-çocuk demeden kızlı-erkekli ahlaksızlıklar yapıp kavga aramak, böyle kavga arayanları sosyal medya hesaplarından paylaşıp destekleyen ve milletin kutsallarına hakaret eden kokoş olmak, insanın doğasına ve doğal işleyişe aykırı olan her türlü marjinal anlayışın arkasında olmak (lgbt hakları(!), erkek erkeğe, kadın kadına evlilik, sınırsız cinsel özgürlük(!) gibi) solcu, ilerici, devrimci, çağdaş olmak için yetiyor da artıyor artık. Che Guevara, Mustafa Suphi, Mahir Çayan, Deniz Gezmiş solculuğu yok artık. Aslında solculuk bu yukarda saydığımız günümüz trendlerinin zıddı olduğu için solculuk da yok artık diyebiliriz. Kişilerin böyle yaşayıp davrandıkları halde yine de kendilerini solcu, ilerici, çağdaş vb. olarak ifade etmesi, bedava bir eylem olan ezberlenmiş sloganlar atıp durması gerçeği değiştirmiyor.

Hülasa kapitalizmin kucağından devrimci sloganlar atmak solculuk değil ancak tatlı su solculuğu oluyor…

Abdulkadir Demircan

metyu_24@hotmail.com

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.