DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN
Abdulkadir DemircanTÜM YAZILARIE-POSTA GÖNDER

ZİLLETİN ÜÇ RESMİ 

Yayınlanma Tarihi : Google News
ZİLLETİN ÜÇ RESMİ 

Hepimiz sınıfta kaldık, İstisnasız hepimiz…Olmayacak olan her şey oldu Gazze’de, oluyor da hala. Hepimizin gözleri önünde, alenen oluyor. İsrail hiçbir şeyi gizlemeye gerek kalmadan uluorta yapıyor. İsrail katliamlarına, bombalamalarına, bebekleri katletmeye, insanları yerinden yurdundan sürmeye devam ederken hepimiz olanlar karşısında kendi duruşumuzu ve başkalarının duruşunu okuma fırsatını buluyoruz. 

Avrupa, ABD ve Kanada bileşenleri olarak “Batı Dünyası” ve temsil ettikleri batılı değerlerin empoze edildiğinin aksine ne kadar ilkel, vahşi ve insanilikten uzak olduğu ayan beyan ortaya çıktı. Bu benim için yeni bir sonuç değildi. Ama “Batı Dünyası” içinde yaşayan ve bu dünyaya aşık farklı coğrafyalarda yaşayan birçok insan da bu değerlerin sadece bir sömürü aracı olduğunun farkına vardı. İnsan hakları, demokrasi, eşitlik, adalet, kadın hakları, çocuk hakları, özgürlük, janjanlı kuruluşlar, çevrecilik gibi iddia ve söylemlerinin hepsinin aslında kendi çıkarlarına ve nüfuzlarına hizmet etmek için kullandıkları kavramlar olduğunu ve bu “değerlere” sadece kendilerini layık gördüklerini artık sağırlar bile duydu, körler bile gördü. Ha, hala onların bu yalanlarına aşkla inanmaya devam eden körlüğü ve sağırlığı bilinçli bir tercih olarak seçen yığınla insan da var tabii ki. Böylelerine de zaten hakikati anlatma çabasına girmek emeğe ve hakikate eza olur. Merhum Aliya İzzetbegoviç’in söylediği üzere, “Bunu hiç unutma evlat. Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur…” hakikatinin aksini ancak bu gönüllü körlere ve sağırlara satabilirler.  

Çoğunluğunu Arap ülkelerinin temsil ettiği “İslam Dünyası” var bir de.

Uzun senelerdir aslında hiç var olmayan. Kendine en büyük tehdit olarak kendi halkını gören yönetimlerin olduğu, ordularını halkına karşı güçlü tutan, şatafatı farz gibi sonuna kadar yaşayan, halkları uyutulmuş, kimisinde lüks ve parayla susturulmuş, üretmekten aciz, her şeyi dışardan satın alan, batı emperyalizminin kuklası ülkeler topluluğu. Gazze’de bebekler boğazlanırken dans festivalleri düzenleyebilecek kadar, Kızıldeniz’de İsrail’i kollayıp gözeten batılıların gemilerine saldırdığı için Yemen’i bombalamaya giden emperyal güçlere katılıp Yemen’i onlarla bombalayacak kadar, İsrail Gazze’de çocukları açlıktan ve susuzluktan öldürmeye başlamışken ona petrol, gıda, elektrik, çelik taşıyacak kadar, mezhebini İslam’dan üstün gören ve ancak mezhebine helal gelirse harekete geçecek kadar, İsrail’le Gazzelileri Sina Çölü’ne sürme karşılığında pazarlık yapabilecek kadar, İsrail’in bunca pervasızlığına karşın “Sesinizi kesin!” tehditlerine hiç ses çıkarmayacak kadar alçalabilen, zilleti tepeden tırnağa giyinmiş bir dünya…  

Ülkedeki resme bakacak olursak yukarıda sayılanlardan çok farklı bir durumun olmadığını rahatlıkla görebiliriz. İktidarı muhalefeti, solu sağı, Kemalist’i Kürt solcusu, İslamcısı hepimizin bu sınavı ve insanlık sınavını kaybettiğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz. Ana muhalefet partisi, ulusalcılar, Kemalistler zaten içinde “İslam ve Arap” olan her şeye alerjik reaksiyon gösterdiği için Gazze’deki katliamları da bunu besleyen argümanlarıyla vicdanlarının sınırlarına dahi hiç sokmadan bertaraf edebiliyorlar. “Araplar bizi arkadan vurdu. Filistinliler topraklarını sattılar. Onlar terörist.” gibi teranelerle temel insani değerleri çoktan rafa kaldırmış durumdalar. Ayrıca en büyük arzuları olan “muasır medeniyet” dedikleri “Batı Dünyası” gibi olmak, onlardan olmak hedefleri varken batılılar gibi meseleye bakmaları çok da şaşılacak bir durum olmuyor. Onlar ne olursa olsun kendilerine verilen, başkasının şapkasını takma, giysisini giyme, kültürel kodlarını yok etme, kendi varlığını borçlu olduğu değerlerle savaşma ve kendini ırk üstünlüğü üzerinden tanımlama görevlerini sonuna kadar muhafaza edecekler. Onların Gazze’deki yaşananlara samimi bir şekilde itiraz edebilmeleri bu muhafazakarlıklarına aykırı olacağı için başka türlü davranamazlar.

Duygusal olarak zaten oradaki insanların acılarını da çok hissedip algılayamazlar. Empati yapacak zahmete de giremezler. “Sol” diye tanımlayabileceğimiz kesimde, istisnası var mı bilmiyorum, bu ulusal çizgiyle tamamen aynileşmiş durumda. Çünkü onlar için de emperyalistlerin savları ve yaşam tarzları artık “solun” ilkeleri haline gelmiş durumda. Bu yüzden tepki verdikleri konular hep batı emperyalizminin “sesinizi yükseltin” dedikleri türden konular üzerinde oluyor ancak.

Zaten yaşam tarzı olarak kapitalizmin kuşattığı emsallere dönüşmüş kişilikleriyle ancak kapitalizmin kucağından devrimci sloganlar atmaya devam ediyorlar. Ve bunu büyük bir sol eylem olarak görüyorlar. Daha doğrusu solculuğu külliyen bu slogan atmaktan ibaret sanıyorlar. O yüzden de onlar için Gazze’dekilerin hem Arap hem de Müslüman olması olayı sahiplenecek bir vaka olmaktan hemencecik çıkarıyor, oradaki insani dramı görmeyi, hissetmeyi, anlamayı imkansızlaştırıyor. Zaten çok yönlü okumaları, sanatsal-kültürel çabaları, ileri atılım hamleleri arasında Gazze’yi düşünüp anlayacak zamanları nasıl olsun?  

“Kürt Solu” olarak kendini ifade eden örgütün ve siyasi uzantıları, bağlı dernekleri zaten hiç ses çıkarabilecek durumda değiller. Bir “antiemperyalist” oluşum olarak dünyanın en şeytani emperyalist gücü olan ABD’nin silah taşıdığı bir konumda olma, İsrail gibi tüm insani değerler düşman olan ve vahşetten başka hiçbir değeri olmayan bir güce göbekten bağlı olma ve ancak İsrail ve batı emperyalizmine hizmet etmekle hayatta kalma şansına sahipken Gazze’de yaşananlara seslerini çıkarmalarını beklemek saflık olur.

Temelde ülkenin tek parti zihniyetiyle aynı savları ve yöntemleri benimseyen bu cenahın, güya düşmanı olan ve kendini bu ülkenin yegâne sahibi olan zihniyetle aynı tepkileri ortaya koyması çok şaşılacak bir durum olmasa gerek. “Gazze” dendiğinde hemen “Rojava” diyorlar. Ne zaman bir yerde bir zulüm dillendirilse onlar da buna karşı kendilerince benzer durumların yaşandığı yerleri öne sürüyorlar. Bir acı yarıştırıcılığı içindeler. Bu yarışı da başka acıları örtbas etmek ve Allah muhafaza müritleri olur da bu yerler için “vah vah” diye bir duyguya kapılmasınlar diye bilerek yapıyorlar. O yüzden ne onların ne de peşlerinden gidenlerin gündeminde Gazze hiç yok, olmayacak da. Ama sorsan onlar da ulusalcılar gibi en ileri insani değerlerin kavgasındalar. Oysaki aynı onlar gibi bu coğrafyanın değerleriyle, İslam’la giriştikleri ölümüne kavgadan başka bir kavgaları yok onların da.  

İslamcı kesim, iktidar partisi ve yol yürüdüğü ya da ona benzer merkeze oynayan partilerin, cemaat ve derneklerin durumu da aşağı yukarı aynı. Birkaç istisna hariç olmak üzere… Bu sayılan cenahlarda en büyük yanılgı bugün benimseyip yaşadıkları muhafazakarlığı İslam’ın kendisi saymaları. Bu yüzden pek ala İslam davası güderken ulusalcı değerleri ve ırklarını kutsayıp her şeyden önce ve üstün görebiliyorlar. Bu yüzden görünüşte muarız oldukları muhalifleri gibi kendilerini daha çok Batı dünyasında görmeyi hiç de garipsemiyorlar. İktidarın izin verdiği ya da emir verdiği sürece ancak eylem yapabilmeyi ya da ses çıkarmayı çok doğal karşılayabiliyorlar.

Ve her söylemlerinde çelişkiden çelişkiye düşmekten kaçamıyorlar. Düşünsenize İstanbul adayı seçim sonuçlarının en çok Gazze’dekileri ilgilendirdiğini söyleyecek kadar komikleşebiliyor. Sadece o değil üstelik, farklı şehirlerin adayları da öyle. Bir şehrin belediye başkanlığı acaba Gazze’deki drama nasıl merhem olur? Sen iktidarı ve hükmettiği tüm güçleri elinde bulundururken izinsiz Gazze’ye bir şişe su sokmayı bırak, İsrail’in Gazzeliler’i öğüttüğü değirmenine su taşımayı engellemiyorken bir şehrin belediye başkanlığını kazanınca acaba ne yapacaksın! 

Hasılı Gazze için bir bütün olarak insanlıkta sınıfta kaldık. Yazının tamamındaki Batı eleştirisine rağmen itiraf etmem gerekirse oradaki tepki kadar tepki bile koymaktan aciz kaldık.