DOLAR32,2053% -0.22
EURO35,1156% -0.22
STERLIN41,0337% -0.05
FRANG35,4067% -0.62
ALTIN2.500,70% 1,40
BITCOIN66.970,000.306

Bir Ülkede Fransızlar Gibi Tüketme Almanlar Gibi Üretmenin Güvencesi Değildir

Yayınlanma Tarihi : Google News
Bir Ülkede Fransızlar Gibi Tüketme Almanlar Gibi Üretmenin Güvencesi Değildir

Tüketim kültürünün önde gelen misyonerleri, ülkelerin tüketimlerin artırmadan, üretimlerini artıramayacaklarını söylüyorlar. Bu yüzden dünyada pek çok ülke, üretimi artırmaktan daha çok tüketimi artırmanın peşinde koşuyor. Türkiye başta olmak üzere, ülkeler Batılı’lar tüketmeyenler, Batılı’lar gibi üretmezler diye düşünüyorlar. Ve üretimde değil, tüketimde devrim yapıyorlar. Fransızlar gibi tükenlerin, Almanlar gibi üreteceklerini düşünüyorlar.

Anadolu’da Batılı’laşmış insanlar denilince, akıllara İslam’ın değerlerinden uzaklaşan, Batı’nın değerlerine dört elle sarılan insanlar akla gelir. Son iki yüzyıl boyunca, dünyanın her yanında, Batı’lıların tüketim değerlerini benimsemeyenlerin, üretim yöntemlerini benimseyemezler denildi. Ancak dünyanın hiçbir yanında, Batılı’lar gibi tüketenlerin, Batılılar gibi ürettikleri görülmez.Yönetenler üretmediklerini, tüketmede birbirleriyle yarışırlar.

Zamanla insan, insanla zaman değişir. Düşünce ve eylem tarihinde, çoğu kere insanlara zaman size uymazsa, siz zamana uyun denilir. Ancak tarihin her döneminde, ister Doğu’da, ister Batı’da olsun bilgeler, ya insan ya zaman demeden, hem insan, hem zaman diyerek yaşadıkları ülkede, “Yitirilen Cennet”e giden yolları açmaya çalışırlar. Onlar zamana uymaya çalışanlar gibi, kuralsızlığı kurala dönüştürmeye çalışmazlar.

Dünyada bütün insanların, karşıya oldukları sorunların başında, zamana uyma adına durmadan, gerekli gereksiz tüketim artırma peşinde koşma gelir. Sürekli tüketimi artırmaya çalışanlar, ekonomik, siyasal, kültürel hayatı kolaylaştırmazlar zorlaştırırlar, yaşanılmaz hale getirirler. Üretimi artırma adına sürdürülen tüketim yarışı,sınırı aşınca doğal kaynakları, yağmalama savaşına dönüşür.

Dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, insanlar tüketimlerini ne kadar artırırlarsa, o kadar mutlu olurlar deniliyor. “Her tüketim mutluluk getirir” gibi, hiç düşünülmeden kabul edilen doğrular oluşuyor. Söz konusu değişmeyen doğrular, hayatın her alanının ana dinamiklerini başında gelirler.Alınlarının terlerinin, gözlerinin nurlarının, ellerinin emeklerinin karşılığından dah fazlasını tüketenler dünyayı yoksullaştırırlar.

İnsanların çevreleri sürekli değişiyor, pazarlar durmadan hiç bilinmeyen, hiç görümeyen, yeni tüketim ürünleriyle dolup taşıyor. İnsanlar gözleri kamaştıran yeni ürünler karşısında şaşırarak, üretici güçleriyle birlikte, yönlerini yitiriyorlar. Toplumların tüketici güçleri artarken, üretici güçleri azalıyor. Ve ülkelerde toplum kesimleri arasında, büyük gelir dengesizlikleri ortaya çıkıyor.Her alanda savurganlık dehşet verici sınırlara ulaşıyor.

Dünya dün olduğu gibi, bugün de kültürden ekonomiye, her alanda, Habil’in çocuklarıyla, Kabil’in çocuklarının Kıyamet’e kadar devam edecek çatışmasına sahne oluyor. Sonu gelmeyen çatışmada, birbirleriyle iyilikleri özendirmede, kötülükleri önlemede yarışan Habil’in izleyicilerine büyük görevler düşüyor. Onlar sorumluluklarını yerine getirmezlerse, Cennet’e dönüşmesi beklenen dünya, Kabil’in çocuklarının ellerinde Cehennem’e dönüşür.