
Evlilikte hayat arkadaşı seçiminin alın yazısı olmadığı, tamamen kişisel bir tercih olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Bu da ister istemez, tercih, nasıl ve neye göre yapılır? Sorusunu doğurmaktadır. Bilindiği üzere insanın; sadece et ile kemikten yaratılmadığı bunun yanı sıra derin dünyasını oluşturan duyguların doğurganı kalp ile düşüncenin doğurganı olan bir beyinle de donatılmış olmasıdır. Birbirlerine sinyal gönderen kalp ve beyin sürekli iletişim hâlindeler. Kalp duyguların; düşünceyi temel alan beyin ise gerçeklerin üretim merkezidir.
Kalp hanesinde doğan ve soyut kavramlardan oluşan bize ait bilgiler, analiz edilmek üzere nöronlar aracılığıyla beyine taşındıktan sonra ‘düşünce’ olgusuna dönüşür. Bu da bize gösteriyor ki düşünceyi oluşturan kavramların doğuş yeri beyin değil aslında kalptir. İnsan önce kalbiyle hisseder sonra beyniyle düşünür.
Bu doğrultuda evlilikteki birlikteliğin de ilk safhasını başlatan ve kalpte doğan cazibe, dış görünüş, konuşma, maddiyat, makam ve benzeri gibi hislerdir. Bu hisler, yukarıda da değindiğimiz gibi analiz edilerek düşünceye dönüşmesi için beyine gönderilir. Bunun sonucunda da beynin üreteceği düşüncelere dayalı olarak yapılacak evlilik mantık; Beynin devre dışı bırakılarak sadece hislere dayalı olarak gerçekleşecek evlilik ise duygusal evlilik adını alacaktır.
Gelgelelim evliliğin dayandığı temeli ne olursa olsun; âdeta çile ve dertler beşiği olan bu dünyada, istisnalar dışında ne yazık ki dört dörtlük diyebileceğimiz mükemmel bir evlilik hemen hemen yok gibidir! –ki bu da doğaldır- Ancak yine de mantığa dayalı gerçekleşecek olan evlilik; düşüncenin birer ürünü olan; evlilik müessesine saygı, anlayış, hoşgörü, sorumluluk ve fedakârlık gibi kavramlar sayesinde büyük bir olasılıkla uzun ömürlü ve hatta bir ömür boyu sürme ihtimali de büyüktür. Buna karşılık duygusal evliğin, duygulara dayalı olduğu için genelde kısa ömürlü olması ve hatta hüsranla sonuçlanması da mukadderdir.
Bu da bize: “Yüzü güzele kırk günde doyulur; huyu güzele kırk yılda doyulmaz” diyen atalarımızın bu konuda ne denli haklı olduklarını göstermesi açısından önemlidir. O hâlde kalp ile sevmeli ama akıl ile mutlaka düşünmeliyiz. Zira kalp belki yanıltabilir ama beyin asla yanıltmaz. Peki, sizce öyle değil midir?