
İnsan, çok ilginç bir varlıktır. Şöyle ki isteyerek veya istemeyerek işlediği hata, suç, kabahat veya günah gibi bir takım yanlışlıklar kötü alışkanlık ve huylar belki korktuğundan ya da utandığından gizlemesine rağmen bir zaman sonra -artık ne hikmetse- istem dışı ve farkında olmadan bunu açığa vurmak suretiyle kendi kendini ele verdiği sıkça görülen durumlardandır. Ben bunu, canlı bir vücudun ifrazatını dışarı akıttığı gibi aynı şekilde insanın ruhsal dünyasının da bazı reziletleri taşıyamayıp kendi dışına atma ihtiyacından doğduğu kanısına varıyorum.
Buna benzer bir durum da eğitim, bilgi ve görgüsüne rağmen bünyesinde mevcut cehalet, kıskançlık, hırs, kibir, zaaf, utanmazlık ve benzeri gibi bir veya birden fazla kötü huy ve alışkanlığı olan nice kişiler vardır. Bunlar da ne kadar gizlemeye çalışırlarsa çalışsınlar; tıpkı kış güneşinin arada bir yüzünü gösterdiği gibi onlar da aynı şekilde kendi tavır, davranış ve sözleriyle arada bir de olsa kendilerini muhakkak ele verirler. Ben bu sonucu insan iç dünyasının ‘kısmi şeffaflığı’ diye tanımlıyorum. Zira insanın fiziki yönünü tanımak ve değerlendirmek zaten görüldüğü için pek de bir sorun oluşturmuyor. Ancak asıl sorun esrarengiz diye bildiğimiz insanın iç dünyasıdır. Bu da ‘kısmi şeffaflık’ sayesinde keşfedilebilmekte ve kişinin çevresi tarafından yüzeysel de olsa tanınmasını sağlamaktadır. Artık durum ne olursa olsun bu sonuç bize “küpün içinde ne varsa dışına da o sızar.” Atalar sözünü doğrulatması açısından önemlidir.
O hâlde bütün bunların bilincinde olması gereken insan; zaman zaman boş bulunabileceğini de hesaba katarak ön almalıdır. Bu doğrultuda azgın ruhunu olumlu düşüncelerle dizginlemeli, doğruluktan-dürüstlükten şaşmamalı kısacası bütün iyi hasletleri bünyesinde toplamaya çalışmalıdır. Böylelikle her hâlükârda söz, tavır ve davranışları da iç dünyasının güzelliğini dışa yansıtacaktır.

YORUMLAR