
Tıpkı bir anda akan yıldız, çakan şimşek, kayan bulut, yağan kırkikindi, görülen rüya ve esip geçen bir rüzgâr misali; gençlik, güzellik, güç, ün, makam, varlık ve hatta en önemlisi bir ömür de dâhil olmak üzere hepsi de aynen böyle gelip geçici, uçucu ve yok olucudur. Aslında bu cümle ilk etapta herkesçe duyulduğu, bilindiği ve sıkça tekrarlanıp kalıplaştığı için anlamca basitmiş gibi gelebilir. Oysaki tam aksine başlı başına ibret dersi içeren önemli bir cümle olduğunun idraki için üzerinde durulup uzun uzun ve derin derin düşünülmesi gerekir. Hatta düşünmek de bazen yetmeyebilir! Bunun yanı sıra düşünceyi hem besleyecek hem de destekleyecek olan esaslı, detaylı ve ibret alıcı bir dizi çevresel gözlemler de yapıldıktan sonradır ki; vakti zamanında görülenin, beğenilenin ya da imrenilenin meğerse şimdilik ne kadar boş ve ne denli kof olduğunun da farkına işte o zaman varılacaktır.
Şöyle ki; Bir zamanlar makamına, yetkisine, ününe, fiziğine, ya da kim bilir belki de gücüne veyahut güzelliğine, cazibesine hatta maddi durumuna içten içe imrenilen ve o; göğsünü kabartarak “Ben, benim!” diyen debdebelilerin günü gelip çattığında zamana; nasıl yenildiği, o şaşaalı, tantanalı geçmişlerinin acımasızca nasıl da süpürülüp silindiği ibretle görülecektir. Böylece bu dünyaya dair her şeyin bir kelebek ömrü kadar gelip geçici ve asıl kalıcı olanın ise insanın gerisinde bıraktığı tek şeyin, iyi ya da kötü bir izlenim olduğu gerçeği de daha net anlaşılacaktır.