
Toplumda yaşayan ve aptal olarak nitelenen bazı kişiler, sadece aptallıklarından dolayı yerildikleri, kınandıkları veya küçümsendikleri zaman derinden bir ah! Çekerek:
“Zengin olsaydım.”
Ya da “Makam sahibi olsaydım”
Veyahut “Yetkili ve etkili biri olsaydım bu gibi tenkitlere maruz kalmazdım.” diyerek aptallıklarını örtbas ettikleri ve bu gibi bahanelerin arkasına gizlendikleri sıkça görülen durumlardandır.
Anadolu’da meşhur bir söz vardır : “İnsanoğlunun asıl süsü akıldır.” diye. Gerçek olanı da budur. Bir insanın elinde mal, mülk, makam, yetki vb. gibi olanaklar olduğunu düşünelim ve yine aynı insanın, beynini bir şırınga ile alabileceğimizi varsayalım. Görülecektir ki akılsız kalan bu insanın elinde; mal, mülk, makam ve yetkiler anlamsız, yararsız ve yarardan çok zararlı bir hâl almışlardır. İşte bu olanaklar, insanı süslemediği gibi itibarlı olmasını da sağlayamıyor. Toplumda itibarlı olmanın yolu, kişinin sahip olduğu olanaklardan değil, akıllı olmasından geçer.
Bundan ötürüdür ki halkımız: “Makam, insanı değil; insan, makamı süsler.” deme, gereğini duymuşlardır. Akıllı bir insan, sahip olduğu servetin, iş yerinin veya makamın başında kendini belli eder, yaptıklarıyla ses getirir. Kendi yokluğunu da aynı oranda hissettirerek, aranılan, kendisine danışılan kişi konumuna girer.
Sonuç olarak, toplum içinde yer edinebilmenin, itibarlı sayılabilmenin temelinde akıllı olmak yatar. Sakın ola ki iltifat görme ile itibarlı olmayı birbirine karıştırmayalım. Çünkü bize yapılan iltifat, sahip olduğumuz olanaklar için olabilir; dolayısıyla gelip geçicidir. Ya İtibar öyle midir? Elbette hayır! Bu, tamamen kişinin; akıllı olmasının bir sonucu olarak mükemmel kişiliğinden dolayı kendisine gösterilir ki işte asıl ve kalıcı olanı da budur.Peki, sizce de öyle değil midir?