DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN
Prof.Dr. Nazif GürdoğanTÜM YAZILARI

İstanbul Dünyanın Eşsiz Medeniyet Üniversitesi’dir

Yayınlanma Tarihi : Google News
İstanbul Dünyanın Eşsiz Medeniyet Üniversitesi’dir

Türkler aşılmaz surlarla çevrilmiş sur içi İstanbul’unu, Doğu Roma’dan 1453 yılında, harap küçük bir şehir devlet olarak almışlardır. Tarihçi Charles Diehl, Türklerden önceki İstanbul’un nasıl bakımsız ve yoksul olduğunu, elli yedi yıllık Katolik Latinler döneminde, şehirin nasıl yağmalandığını, ayrıntılı olarak anlatmıştır. Surların içindeki İstanbul’u, Fatih surların dışına çıkarmıştır. “Boğaziçi doğrudan doğruya Türklerin eseridir”.

“Aziz İstanbul”un sevdalısı Yahya Kemal, yazılarında Türklerin İstanbul ile bağlarının, Hicretten yüzyıl önce, Ayasofya’yı inşa ettiren İmparator Justinyanus’a kadar uzandığını anlatmaktadır. İmparator Hint’e ve Çin’e giden ticaret yollarını, İranlılardan daha çok, Orta Asya’daki Türklerin açmalarını bekler ve Türkleri Roma’nın varisleri olarak görür. İmparator yanılmamış ve Türklerden beklentileri gerçekleşmiştir. Roma döneminin simgesi Ayasofya, Türklerle bir bilgelik üniversitesi olmuştur.

Bin yıla yakın kilise ve beş yüzyıla yakın da cami olan Ayasofya, Müslümanların olduğu kadar Hristiyanların da kültüründe önemli bir yer tutar. Bu yüzden Ayasofya dünyada, hem Müslümanlar hem de Hristiyanlar tarafından, çok sevilir ve büyük saygı görür. Çok kültürlü, çok kimlikli ve çok değerli Ayasofya, İbrahim Peygamberde birleşen, İbrahimi dinlerin, ortak peygamberlerinin, ortak kitaplarının, , dünyada benzeri olmayan özgün mabedidir.

Türkler için Ayasofya, “İki kıta ve İki Deniz”in sultanı olarak bilinen, Fatih’in bir armağanı ve bir emanetidir. Türkler Fatih’in Ayasofya’sına türbeler, medreseler, kütüphaneler, imaretler, muvakkithaneler ve şadırvanlar ekleyerek, günün şartları içinde, eğitimle ibadeti bütünleştiren açık bir üniversiteye dönüştürmüşlerdir. Ayasofya’dan geri kalmayan Fatih, Süleymaniye, Sultanahmet, Şehzadebaşı ve Bayazıt İstanbul’un diğer açık üniversiteleri olmuşlardır.

Türklerin altın çağları, eğitim kurumlarına, bilime ve sanata, büyük önem veren, Fatih ile başlamıştır. Adalet odaklı yönetimin öncüsü, Kanuni ile de doruk noktasına ulaşmıştır. Fatih devlete üst düzey yönetici yetiştiren Enderunu, kurumlaştırmış ve kendi adına yaptırdığı cami çevresindeki eğitim kurumlarıyla, Türk üniversitelerinin temellerini atmıştır. Fatih’te Fatih, bir “Osmanlı Rönesansı” başlatmıştır, Evliya Çelebi’nin deyişiyle: “Kurşun kubbelerle kaplı koca bir şehir kurmuştur”.

Ayasofya Filistin’deki Süleyman Peygamberin, Kutsal Mabedi ile İspanya’daki Kurtuba Camisi arasındaki, süreklilik ve bütünlüğünün simgesidir. Ayasofya bütün İbrahimi dinleri kucaklayan, çok zengin geçmişiyle, dünya barışının güvencesidir. Dünyada Doğu ile Batı, Asya ile Avrupa, Hristiyanlar ile Müslümanlar savaşırsa, dünyanın hiçbir ülkesinde barış olmaz. Ayasofya, Kudüs, Kurtuba, Atina ve Roma’da kampüsleri olan, çok ülkeli bir barış üniversitesi olmalıdır.

Yitirilen bilgeliğin yıldızı, Ayasofya’dan parlayacaktır.

Dünyada bilgelik kimlik taşımadan dolaşır.

Bilgeliğin ülkesi olmaz,derinliği olur.