Röportaj: Faruk Muslu
Mardin, tarihî dokusu ve kültürel zenginliğiyle zamana meydan okuyan bir şehir. Dar sokaklarında yankılanan çekiç sesleri, altının süslenip mücevhere dönüşme hikâyesini fısıldar. Bu hikâyenin en kadim anlatıcılarından biri de Mardin’in en eski kuyumcularından Süryani ustası Selim Gül’dür. Yıllara meydan okuyan tezgâhında, altını sanata, sanatı ise bir mirasa dönüştüren Gül ile hem geçmişi hem de geleceği konuştuk.

Mardin’de kuyumculuk, para kazanılarak değil, emek verilerek, çok fazla tecrübe edinerek, atölyeden satışa kadar altının her türlü hâlini öğrenerek edinilmiş bir iş koludur. Yolu düşen bir kuyumcuya giren bir yabancı, ona verilen bilgilerle bunu hemen fark edecektir.
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Mardin’in en eski kuyumcularından biri olarak nasıl bir yolculuğunuz var?
Ben Selim Gül. 1953 yılında Mardin’in Göllü Köyü’nde doğdum. Evliyim ve dört çocuk babasıyım. Küçük yaşlarda köyde çiftçilikle uğraşıyordum. 1963 yılında Mardin’e geldim ve 12-13 yaşlarında bir kuyumcuda çıraklık sürecim başladı. 18 yaşıma kadar çalıştığım iş yerinde, sahibinin vefatından sonra dükkânı ben devraldım. Hem üretim hem de perakende satışla kuyumculuk yolculuğum bu şekilde başladı.
Kuyumculuk mesleği ailenizden mi geliyor? Bu sanatı size kim öğretti?

Kuyumculuk mesleği ailemden gelmiyor. Bu sanatı Mardin’deki kuyumcu ustalarından öğrendim. Süryani ustaların el işçiliği üzerindeki becerileri, Mardin’de kuyumculuğu özel kılan en büyük etkenlerden biridir.
Mardin, kuyumculuk sanatıyla da bilinen bir şehir. Sizce Mardin’i bu alanda özel kılan nedir?
Mardin, tarih boyunca Süryaniler başta olmak üzere pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış bir şehir. Süryaniler, el işçiliği konusunda gerçekten çok başarılılar. Telkâri ve altın işlemeciliğinde çocukluktan itibaren ustaların elinde yetişmeleri, Mardin’de bu sanatı özel kılıyor. Onların sabırla işlediği ince detaylar, Mardin kuyumculuğunun ruhunu oluşturuyor.
Süryani el işçiliği, kuyumculukta kendine has bir yer edinmiş durumda. Geleneksel motifler günümüzde de yaşatılıyor mu?

Evet, yaşatılıyor. Telkâri ve Süryani motifleri, hâlâ birçok kuyumcunun vitrininde yer alıyor. Özellikle el işçiliği ile üretilen model-ler, modern tasarımlarla harmanlanarak günümüze taşınıyor.
Yılların birikimiyle oluşan tasarımlarınızda, modern tekniklerle geleneksel el işçiliğini bir araya getiriyor musunuz?
Tabii ki getiriyoruz. 30 yıl önce yaptığımız el işi modellerimiz, birkaç ufak efekt ve modern dokunuşla yeniden tasarlanarak vitrinlerimizde yerini alıyor. Böylece geleneksel el işçiliğini modern bir yorumla sunuyoruz.
Mardin’in çok kültürlü yapısı, işlediğiniz takılara nasıl yansıyor? Her parçada bir hikâye var mı?
Mardin, köklü yapısıyla pek çok etnik kökeni bir araya getiren bir coğrafya. Burada yıllarca Süryaniler, Kürtler, Yezidiler, Araplar ve daha birçok millet bir arada yaşamıştır. Bu sebeple, takılarımıza bu kültürel çeşitliliğin etkisi yansıyor. Tavus kuşu, Ahura Mazda simgesi, haç motifleri, ayet yazıları ve İslami motifler, işlediğimiz takıların üzerinde yer alıyor. Her parça, ait olduğu hikâyeyi ve etnik kökeni taşır.
Kuyumculuk, sadece altın ve gümüşten mücevher yapmak değil, aynı zamanda bir kültür taşıyıcısı diyebilir miyiz?
Kesinlikle diyebiliriz. Kuyumculuk sadece altın alışverişiyle sınırlı değildir. Bu mesleği icra eden herkes, güvenilir olmanın sorumluluğunu taşır. Biz, eski ustalarımızdan hep bunu gördük ve çocuklarımıza da bunu aşılamaya çalıştık. Karşınızdaki insanın durumu ne olursa olsun, vicdanımızın rahat edeceği şekilde ticaret yapmayı öğrendik ve öğrettik.
Sizce bu sanat, genç nesillere yeterince aktarılabiliyor mu? Gençleri bu mesleğe yönlendirmek adına neler yapılabilir?
Ne yazık ki, teknoloji ve makineleşme geliştikçe el işçiliğine verilen önem azalıyor. Eski ustaların yanında yetişen ve kuyumculuğun kıymetini bilen gençler maalesef çok az. Bu miras yaşatılır mı bilmiyorum; ama yaşatılması gereken bir zanaat. 20 yıl sonrasında telkâriyi sadece makineler yaparsa, bu zanaati öldürmüş oluruz. Gençleri bu mesleğe teşvik etmek için atölyelerde ustaların gözetiminde eğitimler verilmesi gerekiyor.
Son olarak, Mardin’e yolu düşenlere kuyumculuk sanatınızla ilgili ne söylemek istersiniz?
Mardin’e gelen herkese şunu söylemek isterim: Burada her sokak bir tarih, her dükkân bir hikâye anlatır. Kuyumculuk, bu şehrin asırlardır süregelen bir mirasıdır. Telkâri ve el işçiliğiyle şekillenen her parça, yalnızca bir mücevher değil, Mardin’in ruhunu yansıtan bir eserdir. Kuyumcu dükkânlarımızda, altının ellerimizde nasıl şekillendiğine, tarihin ve kültürün nasıl bir sanata dönüştüğüne şahit olabilirsiniz. Buraya gelip de sadece bir mücevher değil, bir hikâye alıp götürmenizi dilerim.
Selim Gül’ün tezgâhından yükselen çekiç sesleri, aslında Mardin’in derinlerde atan kalbinin yankısı. Gelenekle modernizmi bir araya getiren bu zanaat, sadece bir meslek değil; bir kültürün, bir mirasın sesi. Mardin’in altınla işlenen bu öyküsü, Selim Usta’nın ellerinde yaşamaya devam ediyor. Ona kulak verenler, aslında bir kuyumcudan öte, bir tarihin tanıklığını dinliyor.
