Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Yıllar Geçse de İz Bırakan Büyüğümüz: “Hocati” Mehmet Muvaffak Yükseloğlu’nun Vefatının Birinci Yılı

Yazar: GHASSAN EL-JILANI EBU RADFAN Bir Yıl Geçti… Ama Ruhu
Yazar: GHASSAN EL-JILANI EBU RADFAN
Bir Yıl Geçti… Ama Ruhu Hâlâ Şehrin Sokaklarında
Zaman akıp gidiyor, takvim yaprakları hızla tükeniyor; fakat bazı insanlar vardır ki zaman onların izini silmeye, adlarını unutturmaya yetmez. Mardin’in yetiştirdiği müstesna eğitimci ve gönül insanı Mehmet Muvaffak Yükseloğlu’nun—yani Mardinlilerin ve öğrencilerinin o derin hürmet ve sevgiyle hitap ettiği şekliyle *”HOCATİ-Hocamız- هوجاتي”*ın—aramızdan ayrılışının üzerinden bir yıl geçti.
Fani bedeni aramızdan ayrıldı, evet; ancak o vakur duruşu, disiplinli fakat merhamet dolu sesi, Mardin’in tarihi taş sokaklarındaki adımları ve yüzündeki o samimi tebessüm, şehrin hafızasında ilk günkü tazeliğini koruyor. O, sadece millî eğitim kütüklerinde yer alan bir memur değil; tek başına bir eğitim müessesesi, sıkıştığınızda sığınacağınız bir rehber ve yaşayan bir örnekti.
Yıllara Sâri Bir Eğitim Yolculuğu: İnsanı İnşa Etme Sevdası
Hocamızın hikâyesi, gençlik yıllarında ilme ve insana hizmet sevdasıyla başladı. Bu kutlu yolculuk, dönemin en köklü eğitim yuvalarından biri olan İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü’nde taçlandı. Buradan aldığı ilim ve vizyonla memleketine dönerek Beden Eğitimi öğretmeni olarak göreve başladı. Gençlere sadece spor yapmayı değil; disiplini, azmi, mücadeleyi ve takım ruhunu öğretti.
Kısa sürede idari kabiliyeti ve liderliğiyle öne çıkarak okul idareciliğine geçti. Mardin İmam Hatip Lisesi başta olmak üzere, şehrin birçok köklü okulunda müdürlük yaptı. Görev yaptığı onlarca yıl boyunca idareci masasında oturan bürokrat bir müdür olmadı; talebelerinin zihnine dokunan bir muallim, ruhunu saran bir baba oldu. Onun elinde yetişen binlerce genç, bugün ülkenin dört bir yanında farklı mesleklerde hizmet verirken, içlerinde hâlâ o büyük terbiyecinin harcını taşıyor.
Bir Okul Müdürü mü, Yoksa Nesillerin Mürebbisi mi?
İdareci olmakla “eğitimci” olmak arasındaki fark çok büyüktür; Yükseloğlu Hocamız bu ikincisinin canlı bir timsaliydi. Tavizsiz disiplini ve otoritesiyle tanınırdı; ancak bu otorite, hiçbir zaman şefkat ve merhametten bağımsız olmadı. O, bir genci kazanmanın yolunun önce ona saygı duymaktan geçtiğini çok iyi bilirdi.
Gaye sadece müfredat yetiştirmek değil, karakter inşa etmekti. Değerleri ve ahlakı bilginin önüne koydu. Sözleriyle değil, bizzat yaşantısıyla örnek oldu: dürüstlüğü anlattığında en dürüst o oldu; disiplini öğütlediğinde okula ilk gelen ve en son çıkan yine kendisiydi.
Bilinmeyen Yüzü: Sessiz ve Derin Bir İyilik Aşkı
Okul duvarlarının ötesinde, Mardin’in mahallelerinde ve dar sokaklarında Hocamızın pek az kişi tarafından bilinen başka bir yönü daha vardı. O, gösterişten uzak, gizli bir hayırseverdi. Garip gurebanın halini sorar, ihtiyaç sahiplerinin imdadına yetişir, kimsenin haberi olmadan ailelerin yükünü hafifletirdi. Hastaları ziyaret eder, taziye evlerini gezer, nerede bir dert varsa oraya koşardı. Ona göre öğretmenlik zille başlayıp zille biten bir iş değil, cemiyeti kuşatan ömürlük bir sorumluluktu.
Hocamla İlgili Şahitliğim: Aidiyet ve Şehir Bilinci Dersleri
Binlerce talebesi onu okul sıralarından tanırken, kader bizi çok daha farklı bir zeminde bir araya getirdi: İyilik hareketlerinde, sosyal çalışmalarda ve kültür mirasımızın izinde… Ben onun okulda öğrencisi olmadım; fakat “hayat ve Mardin mektebinde” onun rahlesinde oturdum.
Mardin’in taşını, toprağını ve ruhunu sevmeyi ondan öğrendim. Kendine has o vakur üslubuyla bana dönüp “Sana Mardin’e dair çok şey öğrettim…” derdi. Gerçekten de öyleydi. Her cuma namazını Mardin’in farklı bir tarihi camiinde kılmak gibi güzel bir adeti vardı. Bu vesileyle şehrin mabedlerini birlikte dolaşır, özellikle Kasımiye Medresesi ve Camii’nin avlusunda durduğumuzda tarihin yeniden canlandığını hissederdim. Şehrin alimlerini, camilerin mimarisini, ailelerin şeceresini ve Mardin’in çok kültürlü dokusunu bir aşık edasıyla anlatırdı. O geziler sadece birer ziyaret değil; kimlik, aidiyet ve medeniyet bilinci aşılayan birer ders niteliğindeydi.
Mardin’in Sevdalısı
Muvaffak Yükseloğlu için Mardin, sadece doğup büyüdüğü bir şehir değil; muhafaza edilmesi gereken kutlu bir emanetti. Şehrin alimleriyle, kanaat önderleriyle güçlü bağları vardı. Eğitimci kimliğiyle Mardin’in muhafazakâr ve köklü kimliğini korumasına büyük katkı sağladı; gelenek ile geleceği dengeli bir şekilde harmanladı. Vefat ettiği gün, sanki her evden bir can kopmuş gibi şehir derin bir hüzne boğuldu.
Bitmeyen Bir İz
Vefatının üzerinden bir yıl geçti, ama Hocamızın bıraktığı iz tazeliğini koruyor. Sözleri hâlâ onu tanıyanların kulaklarında çınlıyor; adımları Mardin’in okullarında, camilerinde ve sokaklarında yankılanmaya devam ediyor. İnsana hizmet etmek için makama ihtiyaç olmadığını, bir şehri sevmenin önce onun tarihini ve insanını tanımaktan geçtiğini ben ondan öğrendim.
Merhum Mehmet Muvaffak Yükseloğlu Hocamıza Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. Mekânı cennet, makamı âli olsun. Rabbim onu peygamberler ve sıddıklarla haşreylesin; talebelerine ve Mardin halkına kattığı tüm güzellikler adına mükâfatını kat kat versin.
Ruhuna El-Fatiha