MARDİN İLE İLGİLİ TARİHTE YAYINLANAN İLK GÖRSELLER(4) Mehmet Selim Mardin – Mardin İletişim Gazetesi
DOLAR
9,3295
EURO
10,8506
ALTIN
533,79
BIST
1.431
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mardin
Parçalı Bulutlu
21°C
Mardin
21°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
22°C
Perşembe Az Bulutlu
22°C
Cuma Az Bulutlu
23°C
Cumartesi Az Bulutlu
24°C

MARDİN İLE İLGİLİ TARİHTE YAYINLANAN İLK GÖRSELLER(4) Mehmet Selim Mardin

MARDİN İLE İLGİLİ TARİHTE YAYINLANAN İLK GÖRSELLER(4) Mehmet Selim Mardin
23.03.2015
0
A+
A-

Mardin tarihi ile ilgili ilk görseller araştırmamızın en ayrıntılı ve zengin görsellerini İngiliz seyyah ve yazar James Silk Buckingham’ın  1927 yılında Londra’da basılan“Travels in Mesopotatamia” adlı eserinde gözlemleyebiliyoruz.

25 Ağustos 1786 tarihinde doğan  Buckingham 1818 tarihinde gazeteciliğe başlamıştır.1832-1837 yılları arasında İngiliz parlamentosu’na seçilmiş olup,1843-1846 yılları arasında ise İngiliz Yabancılar Enstitüsünde proje mimarı olarak çalışmıştır.30 Haziran 1855’te altmış dokuz yaşında vefat etmiştir.

Buckingham 1816-1820 yılları arasında Filistin’den,Suriye’den ve Mezopotamya’dan geçerek Hindistan’a deniz aşırı bir yolculuk yapmıştır.

 

 

Mardin seyahati öncesinde Halep’ten başlayan Buckingham, buradan Urfa’ya, Urfa’dan da

Mardin’e geçmiştir. Buckingham, seyahatnamesinde Mardin’i anlatırken evvela buranın

tarihine değinmiştir. Özellikle Mardin’in ortaçağ dönemi ile ilgili bilgiler sunmuştur. Seyyah,

Mardin tarihi ile ilgili şu bilgileri kaydetmiştir:

“Mardin, bazı yazarlara göre, eski Marde veya Miride olup adı haricinde kendisinden

çok az şey biliniyor. 796 Hicri yılında şehir, Timurlenk tarafından ele geçirilip yağmalanmış

fakat kalesi o tarihte aynı ordunun uzun süren kuşatmasına dayanacak kadar güçlü olup bir

süre sonra onları kuşatmayı kaldırmaya zorlamış. Ancak bu fatih en sonunda kendisini hem

şehrin hem de kalenin efendisi konumuna getirmiş ve burayı komuta eden Sultan El Melik el

Daher’i esir almış; her ne kadar İbn Arapşah’ın bildirisine göre kendisini serbest bırakmışsa

  1. Cengiz Han’ın büyük oğlu olan Hülagu, Moğol İmparatorluğunun paylaşımı esnasında

Pers’in idaresiyle sorumlu olup on dördüncü yüzyılın ortalarına doğru Mardin’e saldırdı

ancak Assemani’nin bildirisine göre başarısız olmuş. Fakat bugünkü Türklere Osmanlılar

adını veren Osman Bey, yirmi yıllık bir süreden sonra M.S. 1326’da sona eren hükümranlığı

esnasında kendisini bu yerin efendisi yapmış. De Haiton’un ilk seyahatlerinde, bu yer

Meradin adı altında not düşülmüş ve o tarihte, çok iyi tatar yayı kollanıcısı olup yerel dilde

kordinis veya belki Kürtler olarak adlandırılan sarazenlerin ırkından gelenlere yerleşik

olduğu söyleniyordu. Aynı zamanda kendi olağan adlarına ek olarak doğum yerleri olan bu

yerin adıyla anılan, Mardini, birçok İslam yazarı yetiştirmiştir; ve Seyahatleriyle çok tanınmış

olan Pietro Della Valle’nin ilk karısı olan Bayan Mania Gwerida’nın doğduğu yer olarak da

bilinir. Mardin, aynı adı taşıyan uzun bir sıranın yaklaşık olarak merkezinde olan yüksek bir

tepenin üzerinde bulunuyor. Gelenek derki birkaç yüzyıl evvel, düzlüklerin bir Kürdi

komşularının akınlarına karşı korunmak için buraya evini yerleştirmiş. Bu tepeler arasında

sürülerinin başıboş koyunlarını aramakta olan bazı kadınlar ikametinin yerine varırken

erişimi fevkalade zor olan bir noktaya herhangi bir insanın yerleşmesine ikna edebilecek

dürtü karşısında şaşırmışlardı; ve kedisiyle konu hakkında yapılan bir görüşmede, kendisini

Kürdi’den Arapça’ya çevrildiğinde, “Rajul-Majnun” veya bizim İngilizcede söyleyeceğimiz

“deli adam” anlamına gelen “Mare-deen” olarak adlandırdılar”

Buckingham, bu bilgileri verdikten sonra, Mardin’in, üzerinde yer aldığı tepelerin

neredeyse tümünün zirveleri oluştukları malzeme olan ve zirvelerinden kısa bir derinliğe

kadar uçurumlara parçalanan ve buradan toprağın dik ama yumuşak bir inişi oluşturarak

böylelikle tepelerinde kalmış olan kale kitlelerinin uzaktan bakıldığında yükseğe yapılmış

müstahkem mevkiler gibi görünmelerini sağlayan büyük kitleli kireç taşı kayasına sahip

olduklarını zikretmiştir. Mardin kalesinin inşasında da bundan avantaj sağlandığını ve bunun

sadece çepeçevre dikey uçurumdan yükseltilmiş bir duvar olup erişimini fevkalade zor

olduğundan bahsetmiştir. Buckingham, aşağıdan bakıldığında Mardin Kalesi’nin mimari

anlamda İslami bir çalışma gibi göründüğüne ve yapay savunma olanaklarından ziyade onun

doğal konumuna göre muhteşem olduğuna dikkat çekmiştir. Seyyah, Mardin şehrinin kalenin

altında daha çok bu tepenin doğu ve güney kesimlerinde inşa edilmiş ve her iki tarafından

aşağı yönde giden bir duvarla çevrili olup aşağıdaki şehrin önünden geçtiğini, kale dahil tüm

devrenin iki milden biraz fazla olduğunu ve dayandığı toprağın doğasından ötürü oluşan

biçimin düzensiz olduğunu belirtmiştir.

Mardin’in mimarisiyle ilgili bilgi veren Buckingham, kentin evlerinin Roma

tiyatrosundaki koltuklar gibi birbirinin üstünde sıralanmış şekilde yerleştirildiğini, aynı

nedenden ötürü tepe tarafında yandan geçen sokakların birçok teras veya geçitten oluştuğunu

bildirmiştir. Bunların daha küçük yan kavşaklarının Malta’daki benzer çapraz sokaklar gibi

tam anlamıyla katlar arası merdivenler olduğuna dikkat çekmiştir. Her ne kadar bazıları iyi

duvar işçiliğine sahip olsa da, Mardin’deki evlerin taştan inşa edildiklerine, genellikle küçük

ve aksesuarsız olduklarına işaret etmiştir. Buckingham ayrıca buradaki terasların tamamının

düz olduğunu ve üst katların kaldırımlı avlularında akşam yemeklerinin şölenlerine veya yaz

aylarında geceleri uyumaya yarayan geniş tahtadan zeminlerin etrafa dizildiklerini

kaydetmiştir.

Mardin’de sekiz tane cami olduğuna dikkat çeken Buckingham, bunlardan beşinin çok

küçük ve dikkate değmediğini kalan üç tanesinden ise sadece bir tanesinin büyük olduğunu

vurgulamıştır. Ancak seyyah, bunların arasında, kapılarında ve camlarında bugüne kadar

görmüş olduklarıyla kıyaslanamayacak kadar zengin ve zevkli olan bir tarzda Arap taş

işçiliğinin bazı örneklerini gördüğünü zikrederek hayranlığını belirtmiştir. Seyyah, Büyük

Cami’nin mimari yapısı hakkında şu bilgileri kaydetmiştir: “Büyük Cami’nin minaresi çok

güzel: dairesel bir gövdeden oluşan ve kare temelinde yükselip her birinin önünde sivri bir

geniş kemeri var; gövdenin kendisi de ayrı bölümlerle temelden yukarıya doğru dışında

kemerler ile başka şeylerle yontulmuş tümünü bir açık taş işçiliği galerisi ile sivri bir tepe ile

sonlanıyor. Kubbesinin içerisinde ve diğer camilerde olduğu gibi, ortak bir merkezden

dağılan çizgiler gibi zirveden aşağıya doğru duvar işçiliklerinde çıkıntılı veya çukurlu

olmalarında çok çarpıcı bir özellik gözleniyor. Basık kızmana kırışıklıkları yuvarlak ve korint

sütunlarındaki yivlerdeki gibi kabarıklarında düz değildirler fakat hepsi çok keskin ve

açılıdırlar, kırışık bölümler temellerinde o kadar kalınlar ki alt köşeleri arasına sadece en

kısa mesafeyi bırakıyorlar ve üstte bulunanlar ardı ardına üç yönlü bağları oluşturarak

keskin bir köşeye doğru ayrılıyorlar. Burada, Büyük Cami’nin bir zamanlar bir Hıristiyan

kilisesi olduğu söylenir; ancak dışı böyle bir görünüm arz etmiyor fakat içerisini güvenli bir

şekilde inceleme olanağım olmadı”.

Buckingham, Mardin’de su tedarikinin yetersiz olduğu üç tane hamam bulunduğunu,

bunlardan bir tanesinin Hamam el Amir veya Prensin Hamamı adını taşıdığını belirtir. Burada

bulunan kahvehane ve dinlenme yerlerinin diğer Türk şehirlerine nazaran daha az olduğunu

ve bunların az katılımlı, kötü döşenmiş mekânlar olduğunu zikreder. Ayrıca bunların arasında

küçük bir kervansaray bulunduğunu aktarır. Bundan başka olukça çok sayıda olan ve kemerli

çatılarla çevrili olan çarşılara değinen Buckingham, bu çarşıların çok dar olduğuna ve

insanların gerekli tüketim maddelerini bile zar zor tedarik edebildiklerine işaret eder.

Buckingham, bütün bu eksiklikleri ise halkın genel yoksulluğuna ve bu yerin ticaret isteği

açısından olumsuz olan durumuna bağlar.

Şehrin demografik yapısına da değinen Buckingham, nüfusun yaklaşık yirmi bin

civarında olduğunu ve bunun en az üçte ikisini Müslümanların oluşturduğunu, geriye

kalanının ise Hıristiyan ve Yahudi olduğunu belirtmiştir. Seyyah burada Süryanilerin iki bin

evi, Ermenilerin beş yüz, Ermeni Katoliklerin bin, Keldanilerin veya Nesturilerin üç yüz ve

Yahudilerin dört yüz evi bulunduğunu hesaplamıştır. Bütün bu dinlerin her birinin kendi

kiliselerinin ve rahiplerinin olduğunu belirten seyyah, komşu köylerdeki birçok kilise dışında

Süryanilerin şehirde iki kilisesi ve bunun biraz dışında iki manastırı bulunduğunu kaydeder.

Buckingham, Süryanilerin, Kutsal Ruhun sadece Tanrıdan kaynaklanıp Oğuldan gelmediğine

inandıklarını, Yunanlılardan veya Hıristiyanlardan daha çok Meryem Ana’ya daha yüksek

tapınma sunarak diğer Hıristiyan tarikatlarından ayrıldığını zikretmiştir. Buckingham burada

bulunan Şemsilere de değinerek bu dini tarikat hakkında bilgi vermiştir: “bunların güneşe

taptıkları düşünülüyor. Padişah Murat buraya gelip kendi itiraflarıyla bunların “Kutsal

Kitabın İnsanları” olmadıklarını öğrendiğinde, yani ne Yahudi, ne Hıristiyan ne de

Müslüman değildiler, bunların tümünün kılıçtan geçirilmesini emretti. Fakat o günkü Süryani

Patrik kendi sürüsünün bir parçası olduklarına bağlayarak bunları kendi koruması altına aldı

ve o günden beri siyasi olarak hem inanç hem de pratik bakımından çok ayrı bir dini tarikat

olarak görülmüşlerdir. Yıllarca bu halkın bazı başlarıyla süregelen samimiyetten sonra aynı

patrik dinleri hususunda herhangi bir açıklamayı elde edememişti lakin böyle bir suçun cezası

kendi yandaşlarının ellerinden ölümü olacağı konusunda anlaşmışlardı. Niebuhr tarafından

bu halka dair verilen ayrıntıların yüzeysel bir bildiriye dayandığı kabul edilir. Kendileri

hakkında konuşmuş olan tüm diğerleri ile birlikte itiraf ediyor ki bunların ne kanaatleri nede

törenleri hakkında hiçbir olumlu şey öğrenilemeyeceğiydi. Bu durum neredeyse benimkiyle

aynıydı. Bu gezgine anlatılan ayrıntılar bana da tekrarlandı; ve Şemsi sayısının bugün için

bin aile olduğu belirtildi. Fakat herkes kabul etti ki gerçek öğretilerinin açığa çıkmasını

engellemek için çok büyük bir dikkat gösteriliyordu”

Eskiden burasının Diyarbakır Paşası’na bağlı bir Voyvoda tarafından yönetildiğine

değinen seyyah, artık Bağdat Paşasına bağlı olduğundan ötürü unvanının mütesellim olduğunu belirtmiştir.

Buckingham, son olarak Mardin halkının giyim kuşamına değinmiştir; burada

tüccarların kıyafetinin hafif ve sevecen olduğunu fakat alt sınıfların diğer yerlerin çoğundan

daha kabaca ve yüzeysel giyindiklerini belirtmiştir. İnsanların burada mümkün olduğunca az

miktarda elbise giydiğini bildiren seyyah, burada bilinen en ağır giysinin ise cübbe veya

Ankara astarlı üstlük olduğunu söylemiştir. Buckingham, Mardin’de hem Müslüman hem de

Hıristiyan kadınların tüm elbiseye genel bir adilik havası veren ve Mısır’da kullanılan mavi

kareli elbiseyle üzerlerini örttüklerine işaret etmiş ve ilk defa burada kadın süsleri arasında burun halkalarını fark ettiğini belirtmiştir. Ayrıca seyyah, buradaki birçok genç erkeğin taktığına değinmiştir.

 

Buckingham daha önce  incelediğimiz Mardin gravürlerine yeni gravürler katarak bize Kızıltepe,Dara ve Zinnar hakkında 1816 yılına ait değerli görseller kazandırmıştır.Ayrıca görsellerle yetinmeyip Mardin’in o tarihteki durumu ile ilgili ilginç bilgiler aktarmıştır.Bu bilgilerin bir an önce İngilizceden Türkçeye çevrilip değerlendirilmesinin yapılması gerekir.

 

KAYNAKLAR

1-Batılı Seyyahların Gözü ile Mardin ve Çevresi.Doç.Dr.Mehtap Nasıroğlu

2-http://ibrahimyilmazcelik.tr.gg/3-.–Makale.htm1827 (2) 1827 1932488_10204582897640003_6754905057052646368_n 10632858_10204604791227329_2419578460387819712_n 10384528_10204572019168048_5226756754980673866_n

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Mardin İletişim Gazetesi. 0482 212 67 36. 13 Mart Mah. Çağdaş Sk. Dörtmevsim Apt. altı, 47200 Artuklu/Mardin