
Bir insanının önce kendi kişisel çıkarlarını düşünmesi, bir yere kadar doğal sayılabilir. Ama bunun yanında başkalarının çıkarını da aynı oranda gözetmesi insan olmanın gereğidir. Gel gelelim bu oran, kişiden kişiye değişebiliyor. Örneğin kişi vardır kendi çıkarını yüzde yetmiş oranında düşünürken, başkalarının çıkarını ancak yüzde otuz oranında düşünür. Kişi vardır kendi kişisel çıkarını bu oranın üzerinde düşünür, dolayısıyla karşı tarafın çıkarını da daha az oranda gözetir. Bütün bunlar belirli bir yere kadar belki kabul edilebilir. Ancak öylesi de vardır ki başkalarının hakkını hiç gözetmeden yalnızca kendi çıkarlarını düşünür. İşte bu, kabul edilecek cinsten bir durum değildir. “Aman beni işim görülsün de” “aman ben kazanayım da” “aman ben kurtulayım da” “başkaları beni ilgilendirmez!” diyen bu zihniyetteki insanların sayısı ne yazık ki az değildir.
Zaten bu zihniyette olan insanları, insan sınıfından saymak bile başlı başına kocaman bir yanlıştır. Aslında bu tür insanlar, -deyim yerindeyse- insan görünümlü vampirlerdir. Bunlar, bilimsel dille egoist, halk arasında ise vicdansız olarak nitelenirler. İşte bu bencillerin; musluğun başına geçmeleri başka bir deyişle; patron, amir ve benzeri gibi bir makam veya pozisyonda olmaları ve böylece ellerine yetki verilmesi kadar tehlikeli ve bir o kadar da talihsizce bir olay olamaz.