
Anlayışımız algılarımızla sınırlıdır.
Mekân gibi, zaman da yaratılmıştır. O nedenle zamanın içinde yaşayan bizler için geçmiş, şimdi ve gelecek hiyerarşisi kadar “geçmiş geleceği belirler” savı da gayet makul görülmekte. Oysaki olaya zamanın dışından baktığımızda, yani klasik hiyerarşinin dışına çıktığımızda geleceğin geçmişi belirlemesi de son derece anlaşılabilir bir şeydir aslında.
Olaya bu açıdan baktığımızda bazı şeylerin karmaşık bir ilişkiler ağının içinde oluştuğunu fark ederiz. Örneğin, normal bir şehirde mesela Mardin/Midyat’ta evinizi boyatmak istediğinizde bugün sizden istenen fiyat malzeme ve işçilik dâhil 5000’i geçmez. Bu depremden önce Malatya’da da benzer biçimdeydi. Fakat büyük bir felaketi birlikte yaşayan Malatya’da bugün, bu iş için istenen fiyat 15 bin tl.dir.
Deprem sonrası Malatya’daki kira fiyatları ile birlikte fahiş fiyatlar nedeniyle toplumdaki ahlaki çöküntünün sadece bir kısmını gösteren bu örnekler bugünümüzün geçmişi neden ve nasıl belirlemiş olabileceği ile ilgili bir fikir uyandırabilir sizde.
Mardin, Allah korusun böyle bir imtihandan henüz geçmemiş olabilir. Fakat gelecek geldiğinde aslında onu dünden, yani bugünden yaşamış olacağız.
Bu metaforu biraz daha geliştirelim.
Bugünlerde Cumhuriyetin 100’ncü yılını konuşuyoruz. Bizim toplumumuzda progresif (ileriye dönük) değil retrospektif yani geriye dönük bir tarih anlayışı yer edinmiştir. Yani bizde yaygın olan kanaate göre geçmiş bugünden iyidir. İyi insanlar ve iyi işler hep geride kalmıştır. Toplum olarak giderek bozulmaktayız. O nedenle hep geçmişe özlem duyarız. Oysaki uluslararası alanda bir zamanlar akranımız olarak kabul edebileceğimiz Almanya, Rusya, Japonya, İtalya, Fransa gibi devletlerin geçmiş yüz yılı ile bizim geçmiş yüzyılımızı kıyasladığımızda aslında kat etmiş olmamız gereken mesafenin çok gerisinde kaldığımızı görüyoruz.
Bunun için pek çok neden sıralayabiliriz elbette. Fakat şuan ki konu itibariyle baktığımızda geçmiş yüzyıldaki göreceli başarısızlığımızın nedeni bugünde gizli olabilir.
Belki de bunun en önemli nedeni evlatlarına kendinden başka şeylerle uğraşmaya imkan tanımayan bir ülkede yaşayan bireyler olarak, kendimiz dâhil hiç bir şeyin apolitik yani siyaset dışı kalamamasıdır.
Bu nedenle bu ülkede herkes her şeyi bilmek durumunda kalmakta, bu nedenle bu ülkede herkes kendi işinden başka herşeyle, özellikle siyasetle meşgul olmaktadır. Bu nedenle herkes her şeyin sorumlusuymuş gibi görülmekte fakat bir olumsuzluk olduğunda gerçek sorumlular ise bulunamamakta ve hesap vermemektedir.
Öyleyse belki de bugünümüzün sorumlusu geçmişimiz değil, geçmişimizin sorumlusu bugündür.
Bu konuda Mardinlilerin iyi tanıdığı bir isim üzerinden bir örnek vereyim.
Bediüzzaman’a Uhud Savaşında Müslümanların mağlubiyeti sorulduğunda şöyle bir cevap verir. Uhud Savaşında gelecekte Müslümanlara çok faydası dokunacak olan Amr bin As ve Halid Bin Velid gibi mühim sahabeler henüz Müslüman olmamıştı. Bu mağlubiyetle onların onurları rencide edilmeyerek, gönüllü olarak Müslüman olmaları için gerekli zemin hazırlanmış oldu. Böylece gelecekteki hasenatlarının mükâfatı geçmişte kendilerine verildi. Yani bir anlamda o gün geleceğin sahabeleri geçmişin sahabelerine galip geldi, diyor.
Bakalım yarınımız hangi daha ileriki yarın tarafından belirlenecek, ya da bugün gelecekte işleyecek (aslında işlemiş) olduğumuz hangi hayır ya da şerrin karşılığını görüyor olacağız.