
Mardin STK Platformu Sözcüsü Necmettin Başboğa, “Mardin STK platformu olarak Filistin davasını sarsılmaz bir şekilde savunmayı sürdüreceğiz. Yaşanan katliam ve soykırıma sessiz kalmayacağız” dedi.
Mardin’deki Sivil toplum kuruluşları P?latformu, Nuhoğlu Cami avlusunda toplanan vatandaşlar İsrail’i protesto etti.
Mardin STK Platformu Sözcüsü Necmettin Başboğa, “1917 yılında ingilizlerin saldırısı neticesinde Osmanlı ordusu filistin’den çekilmek zorunda kalmıştır.o andan itibaren önce İngilizler,ardından siyonist terör örgütleri, 1948’den itibaren de İsrail, Filistinlilere yönelik sistematik soykırım uygulamışlardır.100 yıla yakın sürede yüz binlerce Filistinli katledilmiş, milyonlarcası topraklardan sürülmüş,kalanlar ise Gazze şeridi ve batı Şeria da açık hava hapishanesine mahkum edilmişlerdir.
Filistinlilerin maruz kaldığı insanlık dışı dramın tarihte örneği yoktur, Filistin halkı her türlü hakları ellerinden alınmış, açlığa, susuzluğa, yokluğa terkedilmiş, bizzat kardeşleri tarafından yanlız bırakılmış, uluslararası hukuktan mahrum şekilde hayatta kalma mücadelesi vermektedir.
Başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti kurulmalıdır. Filistin yalnız değildir. özellikle Türkiye her zaman tüm imkanları ile Filistin’in yanında olmuştur ve olmaya devam edecektir. Mardin STK platformu olarak Filistin davasını sarsılmaz bir şekilde savunmayı sürdüreceğiz. Yaşanan katliam ve soykırıma sessiz kalmayacağız. Hakkın,adaletin,insani değerlerinin safında yer alacak, mazlumun yanında zalimin karşısında duracağız.
Ama’lara,fakat’lara aldırmadan, stratejiler, planlar ,kurgular, senaryolar,karşısında Allah’ın da bir hesabı olduğunu aklımızdan çıkarmadan, “inanıyorsanız üstünsünüz “düsturuyla var gücümüzle ve en gür sedamızla Filistin’in yanında olmayı sürdüreceğiz. Filistin yalnız değildir,Filistin direnişi onurumuzdur.
Putperestlere Nuh Tufanı, Siyonistlere Aksa Tufanı!
Hamas’ın bu operasyonu uluslararası medyada katliam ve meşru olmayan bir saldırı olarak değerlendirilmiştir. Yıllarca İsrail’in Filistin halkına yönelik saldırılarına, işkencelerine, katliamlarına ve sistematik soykırımlarına ses çıkarmayan uluslararası medya; verdiği yaşam mücadelesine son radde olan Filistin halkına haklı mücadelesine leke sürmeye çalışılmaktadır.
Bu mücadelede yıllardır kendi topraklarında tutsak olan bir halkın psikolojisini anlamamız gerekmektedir. Evinde bomba düşecek korkusuyla uyumaya çalışan çocukların psikolojisini anlamamız gerek, yemeğini ölüm korkusuyla yiyen Filistin halkının psikolojisini anlamamız gerek, kendi ülkesinde tutsak olan ve her gün hapis hayatı yaşayan bir halkın psikolojisini anlamamız gerek…
İsrail 1967’de işgal ettiği Gazze’den 2007 yılında çekilmesinden ve Hamas’ın Gazze’yi kontrol almasından bu yana Gazze ve çevresine yönelik karadan , havadan ve denizden abluka ve ambargo uygulamaktadır. Gazze bölgesine gıda, sağlık malzemeleri ve inşaat malzemeleri başta olmak üzere giren çıkan tüm ürün ve malları kısıtlayarak çok ağır insani koşullara neden olan bu abluka ve ambargonun uluslararası hukuka aykırı olduğu ve savaş suçu teşkil ettiği açıktır.
İsrail ablukası sebebiyle Gazze’de yaşanan yoksulluk ve yüksek işsizlik oranları Gazze nüfusunun yaklaşık yüzde 80’i insani yardıma bağımlı hale getirmiştir. Öyle ki Gazzeliler İsrail’in deniz ablukası nedeniyle sahillerde balık avcılığı dahi yapamamaktadır.
İsrail bu insanlık dışı ablukanın kaldırılmasına yönelik gerek uluslararası toplumun gerekse Birleşmiş Milletler’in çağrılarını on yıllardır yok saymakta ve Gazze halkını en temel insani ihtiyaçlardan dahi mahrum bırakmaktadır. Diğer taraftan Mescid’i Aksa, Kudus ve Batı Şeria’da hukuk tanımaz eylemlerine devam etmektedir. İsrail abluka ve ambargoya yönelik insani girişimlere dahi katliamla mukabele etmiştir.
2009 yılında İsrail’in Gazze’de katliamlar işlediği dökme kurşun operasyonunun ardından ablukayı delmek için yola çıkan ve sadece insani yardım malzemeleri taşıyan Mavi Marmara Gazze Özgürlük Filosu uluslararası sularda askerleri tarafından saldırıya uğramış ve silahsız insanları karşı bir katliam yaşanmıştır. 2018’de Gazze sınırlarında başlatılan barışçıl nitelikteki büyük dönüş yürüyüşü dahi İsrail tarafından defalarca kanlı müdahalelere tabi tutulmuştur. Dolayısıyla İsrail’in Gazze’ye yönelik bu abluka ile kuvvet kullanımı ve kuvvet kullanımı tehditlerine karşı Filistin Direniş hareketlerinin meşru müdafaa hakları önleyici meşru müdafaa hakları çerçevesinde hareket ettiği açıktır. Gelinen vaziyetin tek müsebbibi Filistinlilere karşı insanlık dışı yöntemler ve vasıtlar kullanan, gaspları ve katliamlar ile bölgede devlet örgütü uygulayan Siyonist idarenin bilfiil kendisidir.
Susma, hakkı söylemeye devam et gen vurduğun anda, sırtına eyer vururlar” şeklinde açıklamalarda bulundu.
