
Mardin… Taş sokakları, dar geçitleri, minareleri, binlerce yıllık kültürel mozaiğiyle ünlü bir şehir.
Bu şehirde taşlar bile konuşur derler. Ama ne yazık ki bu festivalde, o taşların sesini duyamıyoruz.
18–26 Ekim 2025 tarihleri arasında düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali, kulağa hoş geliyor olabilir. 370 etkinlik… konserler, sergiler, tiyatrolar, atölyeler… Ama bir sorun var: çoğu, neredeyse her şehirde yapılan standart etkinliklerden ibaret.
Peki Mardin’in taş işçiliği, geleneksel motifleri, el sanatları nerede?
Yerel ustalar, zanaatkârlar, halkın gerçek kültürel mirası neden bu festivalde yer bulamıyor? Oysa bu şehirde bir Süryani ustanın taşa vurduğu her iz, bir Arap kadının dokuduğu her kilim, bir Kürt dengbêjin söylediği her stran kültürdür.
Ama o sesler bu festivalde yankılanmıyor. Kültür dedikleri sanırım “bir sahne, birkaç şarkı, bol ışık ve çokça fotoğraf”tan ibaret kalmış. Mardin sadece taş evlerden ve tarihi yapılardan ibaret değildir; Süryani, Kürt, Arap ve Türk kültürlerinin iç içe yaşadığı bir ruhtur.
Bu çeşitlilik, bu derinlik festivalin kalbinde yer almalıydı. Ne yazık ki, Süryani müziği yok, Kürt halk oyunları yok, Arap mutfağı yok. O zaman sormak gerekir: Bu festival kimin kültürünü temsil ediyor?
Kültür kavramı ne yazık ki sadece Mardin’de değil, diğer şehirlerde de daralmış durumda. Adana, Antep ya da Urfa gibi köklü şehirlerde bile kültür; yeme-içme, konser ve sergi etkinliklerine indirgenmiş. Oysa kültür, bir şehrin ruhunu taşıyan somut mirastır: yerel sanat, sokak hayatı, halk kültürü ve farklı etnik toplulukların bir arada yaşattığı değerlerdir.
Bu unsurlar görünür olmadığında, festival sadece bir eğlence takvimine dönüşüyor. İstanbul gibi büyük şehirlerde ise durum daha farklı bir biçimde karşımıza çıkıyor: büyük sanatçı isimleri, parlak sahneler ve görsel şölenler var, ama yerelden kopukluk daha da belirgin.
Bu da “kültür”ün, ait olduğu topraklardan uzaklaşmasına neden oluyor. Bir de şehrin altyapı meselesi var. Festival süresince ağır tonajlı araçların merkezden geçişine izin verilmiyor. Ulaşım aksıyor, günlük hayat zorlaşıyor. Yani bir yandan kültürü yaşatmaya çalışıyoruz, diğer yandan şehrin kendi ritmini zorluyoruz. Kültür halkın hayatına değmiyorsa, orada bir eksiklik var demektir.
Ben Mardinli bir vatandaş olarak sormak istiyorum:
Bu festival gerçekten bizim kültürümüzü mü yansıtıyor, yoksa sadece büyük şehirlerdeki benzer etkinliklerin bir kopyası mı?
Eğer Mardin’in ruhuna dokunmak istiyorsak, yerel sanatçıları, zanaatkârları, dengbêjleri, ustaları bu festivalin kalbine koymalıyız.
Çünkü Mardin’in kültürü dışarıdan getirilemez; o zaten burada, bu toprağın içinde yaşıyor.
Belki de mesele etkinlik sayısında değil, samimiyette. Çünkü:
“Bir festival, bir şehrin ruhunu yansıtmazsa, sadece takvimde
bir tarih olur, hafızada değil. ”