
İNSANIN kişiliği, yaptıklarıyla doğru orantılıdır.
Bir şahsın hal, hareket ve davranışları o kişinin karakterinin yansıması, dışa vurmuş halidir aslında.
İnsanın içinde kötülük, fitne, fesat ve şer var ise bunları davranış, hal ve hareketleri ile dışarıya hissettirir.
Eğer bir insanın işinde iyilik, merhamet ve vicdan var ise yine aynı şekilde bu güzellikleri dışarıya yansıtır.
İçerisinde güzellikler olan bir insan çevresindekileri sevindirir ve mutlu eder.
Yine içerisinde kötülük olan bir insan çevresini rahatsız ve huzursuz eder.
İnsanın çevresi ne ise kendisi de biraz odur. Yani insan bir nevi çevresinden beslenir.
İnsanın çevresi iyiyse kendisi de ona göre bir nebze iyidir. Ama insanın çevresi kötü ise o insan da bir nebze kötüdür.
Kötü bir ortamda iyi olmaya çalışarak çok başarılı olunmaz diye düşünüyorum. İyi bir ortamda da kötülük çok fazla barınamaz.
Bu güzel hikâyeden de anlaşılacağı üzere İnsanın çevresi kendisine sirayet eder.
Rivayete göre;
‘’ Bir gün Padişah hamama gider ve saçını başını toprakla yıkamaya başlar. O esnada da hamamın diğer köşesinde bir hak dostu vardır. Padişah banyosunu bitirdikten sonra hamamdan ayrılır. Bu olaydan sonra hamamın diğer köşesinde bulunan hak dostu Padişahın yıkandığı toprağın yanına giderek hal diliyle kendisiyle konuşur. Senden olan, senin arkadaşların ayaklar altında eziliyorken, sen ne yaptın da Padişahın başına kadar çıkmayı hak ettin? Toprak da hal diliyle o hazrete cevap verir. Ben gül ağacının altındaki toprakım, benim üzerime gül yaprakları düştü oradan geçen Padişah kokuyu benden sandı. Hâlbuki koku gül yapraklarından geliyordu demiş.’’
Dediğim gibi nerede bulursanız sizlere o sirayet eder.
Herkesin ortalaması yanındaki, çevresindeki ortalama 5 arkadaşı kadardır.
Evet değerli okurlarım. Ne olursunuz;
İyilik ve güzelliğe dair ne var ise onu yaşayalım, ondan beslenelim.
Kötülük ve karanlıklardan da olabildiğince uzaklaşalım. Çünkü kişi ne ekerse onu biçer.
Kötülük yaparak kısa vadede kazandığını zanneden her kişi uzun vadede muhakkak ettiğini biçecektir…