
Biz insanlar mükemmel bir hayat istediğimiz gibi çevremizde de mükemmel insanlar olmasını isteriz.
Yaşadığımız çağda bu pek mümkün olmasa da çoğumuz arkadaşlık ve dostluklarda ince eleyip sık dokuyoruz.
Etrafımızda kötü insanların aksine iyi, faydalı ve temiz insanların olmasını tercih ederiz. Çoğu zaman da bunu başaramayız.
Fakat bu başarısızlığımız bizim suçumuz değil, yaşadığımız çağ için normal bir durumdur.
Bırakın arkadaşlarımız, dostlarımız ve yakınımızdaki insanların iyi olmayışını akrabalarımız ve hatta aile bireylerimiz bile bazen kötü çıkabiliyor.
Yaşadığımız bu çağda maalesef neredeyse herkes çıkarcı, menfaat peşinde ve bencil.
Böylesi bir ortamda iyi ve temiz arkadaş ve dost bulabilen insanlar çok şanslı olmalı.
Beraber yaşadığımız, oturup sohbet ettiğimiz, selam verdiğimiz insanların yaşadığımız tecrübelerle kötü olduklarını fark etmemiz çok acı bir durum.
Temiz insan neredeyse yok denecek kadar az.
Bu durumu küçük bir hikaye ile daha da anlaşılır bir hale getirmekte fayda buluyorum.
‘’Bir zamanlar Çin’de fakir bir adam o denli aç ve bitkin düşmüştü ki kendini tutamayıp bir armut çalmış.
Dönemin görevlileri adamı yakalamış ve cezalandırmak üzere İmparatorun karşısına çıkarmışlar.
Hırsız, imparatoru görünce ona şöyle demiş:
Değerli efendim, çok açtım dayanamadım çaldım. Beni affetmeniz için yalvarıyorum size. Beni affederseniz size paha biçilemez bir hediyem olacak.
İmparator dudak bükmüş:
Senin gibi birinde paha biçilemez ne olabilir ki?
Hırsız, o anda avucunun içindeki armut çekirdeğini uzatarak ‘’bu çekirdeği ekerseniz, bir gün içerisinde altın meyveler veren bir ağacın yeşereceğini göreceksiniz.’’ demiş.
İmparator bir kahkaha atarak ‘’ek o zaman, altın meyveleri görünce affederim seni demiş.
Yoksul adam: ‘’Haşmetlim bu tohumu ben ekemem, çünkü ben bir hırsızım. Bu sihirli tohumu ancak ömründe hiç çalmamış, başkalarına haksızlık yapmamış, yalan söylememiş biri ekebilir. Tohum o zaman gücünü gösterir, aksi takdirde onu ekeni zehirler ve tarif edilemez acılarla öldürür. Sultanım bu tohumu ancak siz ekleyebilirsiniz.
İmparator irkilmiş, suratını asmış ve bir süre düşünmüş.
Sonra da hırçın bir sesle: ‘’Ben imparatorum, bahçıvan değil, o tohumu vezirime verin o eksin altın meyveleri görelim.’’ demiş.
Yoksul adam tohumu vezire uzatınca vezir telaş içinde imparatora dönerek itiraz etmiş:
Ben ekim biçim işlerinde Çok beceriksizim efendim. Sihirli tohumu yanlış eker ziyan ederim. Bence bu tohumu Hazinedar başı eksiksin.’’
Hazinedar başı hemen bir bahane buldu ve bu görevi bir başkasına devretti.
Bir bir orada bulunan herkes sudan sebeplerle tohumu ekme görevinden kaçındılar.
Sonra İmparator, doğan sessizliğin içerisinde bir süre düşündü, başı önünde duran vezire, hazinedara ve bütün görevlilere dik dik baktı ve ‘’Hadi bakalım bu hırsız bahçıvana tohumun nasıl altın meyve verdiğini hep birlikte gösterip sevindirelim.’’ dedi. Cebinden bir altın çıkararak yoksul adama attı.
Herkes ceplerinden sessiz sedasız verir altın çıkarıp adama vermesini izledi.
Sonra da gülerek ‘’Bas git buradan be adam, bu ders bugünlük hepimize yeter dedi…’’
Bu hikâyede de anlatıldığı üzere maalesef ne yakınımızda, ne de çevremizde temiz insan bulmakta zorlanıyoruz.
Zaman geçtikçe çağlar değiştikçe bu durum daha vahim bir hal alıyor.
Ne denilebilir ki;
Etrafımızdaki iyi ve temiz insanların sayısının çoğalması dileğiyle…