Eski Antlaşmada geçen bir rivayete göre Nuh Peygamberin üç oğlundan biri olan Sam Orta Doğudaki bir çok halkın atası olarak bilinir ve bu halkların konuştuğu dillere de adından dolayı Samî Dilleri denir. Samî dillerinin en büyük özelliklerinden biri her kökün 3 ünsüzden oluşmasıdır ve bu 3 ünsüzden oluşan kök çekilir.
Eski ve Yeni Antlaşma ile Kur’anıkerim Batı Samî Dillerinden İbranîce, Aramîce ve Arapça ile kaleme alınmıştır. Bu yüzden bu üç tarihî kitabın birbiriyle ilişkisi aynı zamanda dilbilimsel çerçeve dahilinde de söz konusu.
Eski Antlaşma her ne kadar diğer dillere tercüme edilmiş olsa da Filistin’de ve Yahudiler arasında duanın ve ibadetin İbranice olması hasebiyle her zaman tercih edildi. Zaten Eski Antlaşmanın dili olan İbranice zamanın felsefe ve teoloji diliydi.
İbranîce ile Aramîce arasındaki geçiş pek zor olmadı zira aynı gruptan olan iki dil arasında sürekli bir etkileşim de söz konusuydu bu da aralarındaki kelime alışverişini hızlandırmaktaydı. Böylesi bir durum Aramîcenin kısa bir süre sonra en az İbranîce kadar çok sayıda dinî kavrama sahip olmasını sağladı.
İsa Peygamberin dünyaya geldiği dönemde Kudüs ve çevresinde birden fazla dil konuşuluyordu. Yahudi din bilimcileri İbranîceyi, İmparatorluk görevlileri Yunancayı ve halk da Aramîceyi konuşuyordu. Bu ortamda doğan İsa Peygamberin dili tabiî olarak Aramîceydi. Müjdeyi Aramîce yaydı, sohbetlerini Aramîce yaptı, zaten bildiği dil Aramîceydi. İsa Peygamberin Aramîce dışında bir dil bildiğine dair bir delil bulunmamakta. Aynı özelliğe kendisinden 6 asır sonra gelecek olan Muhammed Peygamber de sahip, o da yalnızca Arapça biliyordu.