Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Yezidîlerin kutsal metinlerine dair ilk çalışma İstanbul Üniversitesi müderrislerden M.Şerefeddin Yaltkaya’ya aittir, zamanın Darülfünun İlahiyat Fakültesi Mecmuasında ‘Yezidîler’ adlı çalışmasını yayınladı. Bu çalışmasında Kitab-ı Cilve ve Mushaf Reş’in Arapçalarını ve Türkçelerini yayınladı ve kısmen de olsa Yezidîlerin tarihine dair açıklamalar getirdi.
Bu çalışmadan sonra Yezidîler 30 yıl kadar kimsenin ilgisini çekmedi. Yurt dışında bu topluluk ve bilhassa metinleri hakkında sonu gelmez tartışmalar sürerken ancak 1964 yıllında Enver Behnan Şapolyo bir çalışmasında bu iki eserin kısacık bir çevirisini yayınladı. Pek ayrıntılı işlenmeyen bu konu zaten özgün bir çalışma olmaktan uzak olmasına rağmen konuyu uzun bir süre sonra ele almış bulunmasından dolayı önemlidir. Bu arada E.B.Şapolyo daha evvel M.Şerefeddin Yaltkaya’nın çevirilerini esas almıştı.
Daha sonraki yıllarda bu konuda pek ayrıntılı bir çalışmalar yapılmadı. Fahrettin Astan, Adem Uygun ve Davut Okçu gibi İlahiyat Fakültesi öğrencileri Yezidîleri bitirme tezi olarak incelediler. Bu tezlerden yalnızca Davut Okçu’nun çalışması daha çok şifahî bilgilere dayanıyorsa da kaynak olarak Yezidîlerin kendisini esas almıştı. Onların ilahîlerini Kürtçeden tercüme ederek Yezidîlerin edebiyatına dair Türkiye’deki en iyi kaynaklardan birini hazırladı. Bundan başka İlâhiyât fakültesi akademisyenlerinden Mehmet Aydın ve Ahmet Turan da olabildiğince Yezidîleri ve kutsal metinlerini konu edindiler. Mehmet Aydın buna dair 2 ve Ahmet Turan da 4 araştırma yayınlamasına rağmen hepsi orijinallikten uzaktı.
Akademik çevrenin dışında 1980 yılından itibaren Anadolu mozaiğinin bir parçası olarak Yezidîler bir çok makaleye konu edildiler. Bilhassa bazı yayıncılar Yezidîlere gizemli bir hava vererek onları Anadolu halklarının en eskisi, en gizemlisi ve de en mazlumu şeklinde tanıttılar. Tabiî ki bu tanıtımın kaynağı Karl May’a aitti.
Türkiye’deki çalışmaların yetersiz olduğunu fark eden yayınevleri bunun üzerine daha az yaratıcılık gerektiren ama daha verimli olan Yezidîlere dair olan eserleri tercüme ettiler. S.John Guest ve Roger Lescot gibi bilinen eserler Türkçeye tercüme edildi. Yayınevleri bir süre sonra daha fazla çeviri yapamadıklarını fark ettiler. Batıda bu konuda daha yığınla eserler olmasına rağmen eserlerin çok dilli olması çevirmen sıkıntısı yarattığından çeviri hizmetleri de fazla ilerleyemedi. 20. Yüzyılda Yezidîlerin tarihine dair ister akademik olsun ister olmasın yapılan araştırmalarda bu topluluğun kutsal metinleri konusunda çoğunlukla Arapça nüsha esas alındı.