
Uzaktan ya da yakından tanıdığımız ancak uzun yıllar görmediğimiz birileri, aniden ve hiç sırası yokken şıp! Diye içimize damlayıverir ve beynimize davetsizce konuk olur. Bu kişi hemcinsimiz olabileceği gibi karşı cinsten de olabiliyor. Yine bu kişi, çocukluk arkadaşımız veya uzaktan tanıdığımız ama kendisiyle hiçbir zaman diyalog kurmadığımız biri olabileceği gibi aynı şekilde bizden yaşça büyük veya akranımız hatta bizden yaşça küçük de olabilir. Ben, kendi hesabıma her zaman bu kişiyi, aniden ve hiç haber vermeden çıkıp gelen davetsiz bir konuğa benzetmişimdir.
Bu konuk gelir ve beynimizin başköşesine oturarak belirli bir süre zihnimizi kurcalamaya başlar. Artık derin derin düşüncelere dalar uzaklara gideriz; acaba bu kişi şu anda nerelerdedir, ne işle uğraşmaktadır, zaman içerisinde fiziksel yapısında ne gibi değişiklikler olmuştur? Ve buna benzer soruların yanı sıra; bir de aynı kişinin silueti gözlerimizin önünde belirmeye bile başlar.
Hâlbuki ortada bu kişiyi anımsatacak ne bir durum ne de bunu anımsamak için herhangi bir özel çabamız olmuştur. Peki, durup dururken ‘nereden esti?’ Örneğinde olduğu gibi, bu kişiyi nasıl oldu da birdenbire anımsadık ve yine, bu kişi, nasıl oldu da gelip beynimizin başköşesine yerleşerek beyin odamızı işgal etti? Diye bu sefer bizi bir meraktır alır. Şüphesiz ki beynimize davetsiz konuk olan sadece kişiler değildir elbette. Bu; bazen bir yapının şekli, bir mahallenin, sokağın plânı veya geçmişte yaşadığımız herhangi bir olay, ya da gördüğümüz bir rüya veya ne bileyim bu bazen uzun bir süredir hiç dinlemediğimiz bir türkü-şarkının söz ya da ezgisi dahi olabiliyor.
Bu durum, benim kişisel görüşüme göre; bazı olaylar ve olgular küçük küçük parçalar hâlinde ve katlanarak beynimizin bir hücresine girip uzunca bir süre saklanırlar. Sonradan hava almaya gereksinim duymuş veya dışarıda neler olup bittiğini merak edip gerine gerine seyrana çıkmış biri gibi, uzun aralıklarla da olsa saklandıkları bu hücrelerinden çıkıp beynimizin içinde dolaşmaya ya da ne bileyim belki de gömülü oldukları bilinçaltından, otların yerden bittiği gibi bilinmez bir sebeple boy göstermeye başlarlar.
Bazen de şöyle düşünürüm, bunlar; bilinçaltı dünyamızı zaman zaman duman, sis ve bulut misali kaplayan hayat gailelerinin, bir an için dağılmasından yararlanarak görüş ve düşünce alanımıza girerler.
Hatta daha da ileri giderek düşünmeye şöyle devam ederim: Bu olay ve olguların bir zamanlar sığındıkları hücre yahut da hücreler zaman içerisinde bizim ‘Unutmak’ adını verdiğimiz geçici bir uyuşma-uyuma aşamasına girerler ve aradan uzunca bir süre geçtikten sonra bu uyuşan hücreler,-bilinmez bir nedenden dolayı- birden bire uyanıverirler. Biz de bu uyanmanın adına ‘ Aniden Anımsamak’ adını verdiğimiz gibi bir şey de olabilir.
Ama ne olursa olsun bence bu, esrarengiz bir durumdur. Sebebi de; insan beyninin henüz keşfedilememiş derin sırlarındandır.