Hidayetin yeryüzüne indirildiği, kalbin yönünü yeniden bulduğu, insanın kendine döndüğü mübarek bir zaman dilimindeyiz. Kur’an’ın indirildiği bu ay, sadece aç kalmanın değil; uyanmanın, arınmanın ve hatırlamanın ayıdır. Çünkü Rabbimiz bu ay için “insanlar için bir hidayet rehberi” buyurarak, yolunu kaybeden insanlığa her zaman yeniden toparlanabileceği bir kapı aralamıştır.
“Ramazan ayı ki; insanlar için bir hidayet rehberi olan, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayıran apaçık delilleri taşıyan Kur’an o ayda indirildi…” (Bakara 185)
Bu ilahi hitap, Ramazan’ı takvimde yer alan sıradan bir zaman dilimi olmaktan çıkarır; onu bir sorumluluk çağrısına dönüştürür. Çünkü Kur’an’ın indirildiği bir ay, kalplerin de yeniden doğrultulması gereken bir aydır. Bu, aç kalmanın ötesinde bir uyanıştır; vicdanın yeniden ayağa kalkmasıdır. İnsan bu ayda sadece nefsini değil, suskunluğunu, duyarsızlığını ve alıştığı rahatlığı da sorgular. Zira hidayet rehberi olan bir kitabın indirildiği ay, kayıtsız kalınacak bir ay değil; yön değiştirilecek bir aydır.
Ramazan, insanı kendisiyle yüzleştirir. Soframızın doluluğu ile dünyanın açlığı arasındaki mesafeyi; bir yudum suya uzanan elimiz ile susuzlukla imtihan edilen hayatları aynı anda düşündürür. Bir yanda israfın sıradanlaştığı sofralar, diğer yanda bir lokmanın duasını eden insanlar…
Bu tablo, Ramazan’ın ruhunu en derinden sarsan hakikattir. Çünkü oruç sadece açlığı öğretmez; başkasının açlığı karşısında susmamayı da öğretir.
Bugünün dünyasında zulüm, yalnızca uzak coğrafyaların meselesi değildir; insanlığın vicdanını tartan büyük bir imtihandır. Mazlumların feryadı yükselirken Ramazan bize şu soruyu yöneltir: “Sen sadece hissedenlerden misin, yoksa sorumluluk alanlardan mı?”
Gürültünün arttığı, kalabalığın çoğaldığı ama kalplerin yalnızlaştığı bir çağda Ramazan, insan ruhuna dokunan ilahi bir sükûnettir. Çünkü bu ay; unutulanı hatırlamayı, kaybolanı bulmayı, hissizleşen kalbi yeniden diriltmeyi öğretir. Bugün dünyanın bir tarafında sofralar taşarken, diğer tarafında bir lokmaya hasret kalan çocuklar var. Bir yerde israf edilen nimetler, başka bir yerde bir ömrün duasına dönüşüyor. Bir yanda bolluk içinde doyumsuzluk, diğer yanda yokluk içinde sabır…
İşte Ramazan, bu çelişkinin tam ortasında insana aynayı tutar ve sorar: “Gerçekten aç mısın?” Bu soru sadece mideye değil, vicdana yöneltilmiş bir sorudur. Çünkü oruç, açlığın ne demek olduğunu öğretmekten öte, başkasının açlığını hissedebilme ahlakını kazandırır. Fazlalıklardan arınmayı, ihtiyaç ile israf arasındaki farkı fark etmeyi sağlar. Müminin kalbi, mazlumun acısına karşı kayıtsız kalamaz. Dua elbette imanın sığınağıdır; fakat dua, eylemsizliğin bahanesi değildir.
Ramazan bilinci;
imkânı olanın infak etmesi, sözü olanın hakikati dile getirmesi, gücü olanın destek olması, kalbi olanın duyarsız kalmamasıdır. Zulme karşı sessizlik, kalbin katılaşmasıdır; Ramazan ise kalbi incelten bir mekteptir. Bu ay, yalnızca bireysel arınma değil, ümmet bilincinin dirilişidir. Bir coğrafyada dökülen gözyaşı, başka bir coğrafyada tutulan orucun ağırlığını artırır. Çünkü aynı kıbleye yönelen kalplerin acıları da ortaktır. Ramazan; insanı kendi küçük dünyasından çıkarıp daha büyük bir sorumluluğun içine davet eder. Soframızda artan her nimet, aslında paylaşılması gereken bir emanettir. Elimizde olan sadece mal değildir; zaman, söz, emek, dua ve duruş da birer nimettir. Mazlumun yanında olmak bazen bir lokma ulaştırmak, bazen bir sesi duyurmak, bazen de bir haksızlık karşısında susmamaktır.
İnfak bu ayın kalbidir. Fakat Ramazan bize sadece vermeyi değil, nasıl vereceğimizi de öğretir. İyiliği başa kakmadan, gönül kırmadan, incitmeden… Çünkü bazen verilen bir lokmadan çok, söylenen bir söz ağır gelir kalbe. Güzel söz, yapılan yardımı tamamlayan en zarif emanettir. Bir kalbi inciterek yapılan hayır, ruhunu kaybeder; ama bir tebessümle verilen küçük bir destek, gönüllerde büyük bir iz bırakır. Ramazan aynı zamanda emaneti hatırlama ayıdır. Elimizdeki nimetlerin bize ait olmadığını, bize emanet edildiğini idrak etme vaktidir. Soframızdaki her lokma, paylaşılması gereken bir sorumluluğu da beraberinde getirir. Çünkü bu çağın asıl imtihanı çoğu zaman yoklukla değil, varlıkla yaşanmaktadır. Bolluk içinde şükredebilmek, sahipken paylaşabilmek, görürken görmezden gelmemek…
İşte Ramazan’ın dirilttiği bilinç tam olarak budur. Aynı zamanda bu ay, israf ile şükür arasındaki çizgiyi yeniden öğretir. Aç kalırken anlarız ki sahip olduklarımız alışkanlık değil nimettir. Bir hurmayla açılan oruç, kalbin fazlalıklardan arınmasının sembolüdür. Çünkü Ramazan; çoğaltma değil sadeleşme, tüketme değil kanaat, doyma değil hissetme ayıdır.
“Umulur ki şükredersiniz” hitabı, Ramazan’ın özünü özetler. Şükür sadece dil ile söylenen bir hamd değildir; nimeti doğru yerde kullanma bilincidir. Eğer soframız büyürken merhametimiz küçülüyorsa, Ramazan’ın ruhunu kaçırıyoruz demektir. Eğer ibadetlerimiz artarken mazlumların derdi kalbimizde yer etmiyorsa, eksik bir kulluk yaşıyoruz demektir. Ramazan, insanı sadece aç bırakarak değil, sorumluluk yükleyerek olgunlaştırır. Bu ay, kalbin rahatını değil, vicdanın hassasiyetini artırır. Çünkü Kur’an’ın indirildiği bir zaman diliminde adalet, merhamet ve kardeşlik bilinci hayatın merkezine taşınmalıdır. Mümin bu ayda sadece kendini kurtarmaya çalışan değil; ümmetin yükünü hisseden bir kalbe sahip olandır.
Şimdi kendimize sormamız gereken asıl soru şudur: Bu Ramazan bizde neyi değiştirdi? Sadece açlığımız mı arttı, yoksa merhametimiz mi derinleşti? Sadece dualarımız mı çoğaldı, yoksa sorumluluklarımızın farkına varabildik mi? Çünkü Ramazan, edilgen bir bekleyiş değil; bilinçli bir duruştur. Mazlumun yanında olmak sadece infakla sınırlı değildir; imkânıyla destek olmak, sözüyle
savunmak, kalbiyle dertlenmek ve en önemlisi zulüm karşısında susmamaktır.
Ve bu mübarek ayda dilimizden dökülmesi gereken dua belki de şudur:
Allah’ım… Bizi Ramazan’ı yaşayanlardan değil, Ramazan’la dirilenlerden eyle. Açlığı sadece midemizde değil, vicdanımızda hisseden kullarından eyle. Bize verdiğin nimetleri israfa değil, emanete sadakate dönüştürmeyi nasip eyle. Mazlumların ahını duyabilen bir kalp ver bize; onların yükünü hafifletmek için gayret eden bir irade ver. Zulüm karşısında susan değil, adaletle ayağa kalkan; rahatını değil hakkı tercih eden kullarından eyle bizi. Ya Rabbi… Kalplerimizi Kur’an’ın nuruyla diri tut. Bizi bollukta şükreden, darlıkta sabreden, gücü yettiğinde destek olan, yetmediğinde duasıyla omuz veren kullarından eyle.
Bu Ramazan’ı ömrümüzün bir dönüm noktası kıl. İçimizdeki gafleti söküp at; yerine merhameti, cesareti ve sorumluluk bilincini yerleştir. Ve bizleri, mazlumun duasında adı geçen, bir yetimin tebessümünde izi olan, adaletin safında dimdik duran kullarından eyle.
Âmin.
