
Güzellik ve çekicilik birbirinden farklı kavramlardır. Öyle ya! Boy, ten, saç, kaş, göz, burun, ağız, dudak, yanak ve bunlarla ilgili olarak yine ölçü, renk ve benzeri gibi biçimler verilmek suretiyle güzellik bir yere kadar tarif edilebilir ama çekiciliğin tarifi asla yapılamaz.
Eskilerin cazibe dedikleri çekicilik, başlı başına apayrı ve ilginç bir olaydır. Öyle ki içsel dünya ile ilgili olup tanımlanamayan, anlatılamayan, dil ile izah edilemeyen ancak varlığını, karşı tarafa şiddetli ve güçlü bir şekilde hissettiren değişik mi değişik –tabiri caizse eğer- manyetik alanı en güçlü olan neodyum mıknatıs misali bir duygudur. Aynı zamanda; –varsa eğer- çirkinlik denilen kavramı da tersyüz etmek suretiyle, göze hem hoş hem de güzel gösterebilecek derecede gönülleri engin bir sevgiyle kuşatan, ne çözülür ne de bozulur bir büyüdür.
Çekiciliğin; asırlar boyunca çeşitli milletlere mensup insanlar arasında: “yıldız uyuşması, kan kaynaması, bakış açısı, ısınma, cezp etme, ten uyuşması…” gibi birtakım tanımlamaları yapılmıştır. Bizde de son zamanlarda halkımız arasında her ne kadar uyduruk gibi görülse bile bununla ilgili olarak “elektrik alma” biçiminde bir söylem geliştirilmiştir. Zaman zaman basite indirgenen ve gönüllerde çeşitli tepkimelere yol açan, kim bilir belki de en basit şekliyle “beğeni” olarak tanımlanan kavram ise tüm bu sayılanların bileşkesi de olabilir aslında.
Sırf bundan dolayıdır ki birine güzel görünen, bir başkasını ilgilendirmemiş; bir başkasına çirkin görünen de bir başkasını cezp etmiştir. Herkesçe güzelliği tescillenmiş olsa dahi çekici olmadığı için ilgi uyandırmamış olanların da olduğu gibi.
Ve kısacası kimilerine göre; bazıları gözlere; bazısı da gönüllere hitap eder. Sizce de öyle değil midir?