
Her insan, kendi doğal hâline uygun olarak yapıp-yakıştırmalıdır. Şayet yapıp yakıştırmasını bilmiyorsa –ki doğaldır. Çünkü bu da başlı başına bir yetenektir.- O zaman kişinin yapması gereken şey; başkalarına özenmemesi, taklide yeltenmemesi, yapmacık hâl ve hareketlerden kaçınması ve kendini, kendi doğal hâline öylece terk etmesidir. Zira her insanın kendine özgü bir duruşu, oturuşu, davranışı, yürüyüşü konuşması, gülmesi, şakalaşması, öfkelenmesi, şımarması, işleyişi, kısacası söylemi ve eylemi vardır. Bir başkasına özenip de taklit etmesi sonuçta o kişiyi, ya gülünç duruma düşürür ya da itici olmasına neden olur. O hâlde herkesin kendi gibi olmasında yarar vardır.
Deve ile kuzunun birbirine özenmeye yeltenmesi ya da kamyon ile otomobilin parça ve aksamlarının birbirine uyması nasıl ki uygun ve mümkün görülmüyorsa, kişinin, bir başka kişiye benzemeye çalışması da aynı sonucu doğurur. Peki, bir kişi durup dururken bir başkasına neden özenme gereği duysun ki? Hem kendi doğal hâliyle başkalarının gözünde daha bir sempatik –ki kesinlikle öyledir- görünmediği ne malum?
Kişi, kendi gibi olduğu zaman; çevresinde de özgün kişiliğiyle tanınır ve kabul görür. Bütün mesele de bu değil midir sanki?