
Çalışma masamda aksesuar olarak bir kum saati bulunmaktadır. Hani içinde genellikle kum olan belirli bir sürenin başlangıç ve bitişini gösteren üstü ve altı geniş, beli ince bazısı plastik bazısı camdan yapılma araç var ya! İşte ondan. Ancak benim masamda bulunanı ise camdandır. Bir şeyler karaladığım zaman arada bir yazdıklarıma odaklanmamda ya da zihnimi toplamamda etkili olur diye zaman zaman kumun akışını izlemekten kendimi alıkoyamıyorum. Kitap okuduğumda ise iki elimin arasına alır yuvarlar gibi çeviririm. Çünkü cam veya cam mamulü şeylere dokunduğum zaman sinirlerimin gevşediğini, ruhumun dinlendiğini duyumsuyorum. Nedenini pek bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa o da camın kaygan bir yapıya sahip olması ve bunun da vücuduma bir serinlik dolayısıyla da içime bir ferahlık hissini verdiği için olsa gerek diye düşünüyorum.
Geçen gün, yine bir şeyler karalarken işime ara verme gereği duydum. Her zamanki alışkanlıkla elim kum saatine gitti. Onu ters çevirerek içindeki incecik kumun akışını sağladım. Üstteki kumdan gözümü ayırmayarak izledim. Üstteki kum hareketsiz gibi duruyor görünmesine rağmen yine de bana fark ettirmeden yavaş yavaş eksilmesi ve en son olarak tükenmesi, insan ömrünün de nasıl tükendiği üzerinde beni bir düşünceye sevk etti. Uyurken, uyanıkken, çalışır, dinlenirken, düşünür, hayal kurarken, sevinir, üzülürken yani her konumda ve istem dışı olarak üstelik de önlenemez, engellenemez biçimde insan ömrü de aynen kum saatindeki kumun zaman eşliğinde akması ve sonunda tükenmesi durumuna benzemektedir. Hem de fark ettirmeden ve hissettirmeden. Sonra düşünmeye şöyle devam ettim. Ömür nasıl olsa durmadan akmaktadır. Üzerinde asıl durulması gereken husus boş yere heba edilmemesidir. Hani bir yerden doğup gürül gürül boşa akmakta olan bir pınarı canlıların yararına yönlendirmek ne kadar makulse; ömrümüzü de boş yere geçirmek yerine hiç olmazsa olanak ve yetimiz oranında kendimize, çevremize ve topluma yararlı olmak için kullanmaya azami ölçüde gayret etmek de aynı şekilde o denli insanî bir ödevdir. Doğru olanı da bu değil midir sanki?