
İnsan olarak bazılarımızın en büyük hatası; içinde yaşadığımız daha da önemlisi hayatımızın var olma esası sayılan birçok nimetin farkında olmayışımızdır. Bunun da nedeni düşüncesizlikten kaynaklı cehaletle nankörlüğümüzdür. Eldeki mevcut nimeti yitirdiğimizde işte o zaman düşünmeye başlarız ki artık bundan sonra zaten düşünmenin de hiç bir önemi kalmaz. En basitinden konuşur, tartışırken sık sık kullandığımız sudan ucuz, sudan gelen suya gider, sudan sebepler vebenzeri gibi ifadelerle küçümsediğimiz, kadir kıymetini bilmeden çarçur ettiğimiz, hayatın olmazsa olmazı su konusunda bile aynı şekilde sorumsuzca davranmıyor muyuz? Oysaki yer kürede canlı, cansız tüm varlıklar için hayati hatta hayatın tözü olan suyun aynı zamanda yokluğu ise tam anlamıyla bir felaket onun da ötesinde “cansızlık-hiçlik” yani bir başka deyişle yok oluş demektir.
Düşünce deryasına dalacak olursak görürüz ki Yüce Allah, suyu yarattıktan sonra “aziz” olmasını sağladı. Yunus Emre’ye göre “su, hayatın sırrıdır.” İyonyalı ünlü filozof Thales’e göre de “evrenin temel maddesi sudur.” nitekim kitlesiyle, deniziyle, şelalesiyle, yeryüzünün beşte dördü; insan vücudunun da dörtte üçü sudur. Kendi kendimize şöyle bir soralım; “peki, yeryüzündeki tüm insanlar güçlerini, servetlerini, sanatlarını teknolojilerini bir araya getirseler bile biyolojik yaşam için suya bir alternatif oluşturabilirler mi?” elbette hayır! Çünkü yukarıda da değindiğimiz gibi sadece canlı varlıkların değil aynı zamanda tabiatta bulunan tüm cansız varlıkların da tözü sudur. İnsanlar barınma ile yaşamsal alanlarını; hayvanlar ise yuvalarını, inlerini suya ulaşabilecekleri en yakın noktaya kurarlar. Suya en yakın olan bitkiler, ağaçlar en verimli en bereketli olanlardır.
Kısacası, canlı cansız tüm varlıkların hatta kâinatın hem gereksinimi hem de varoluş nedeni sudur. O hâlde bize de düşen, İlahi kudretin hem mucizevî hem deeşsiz nimetlerinden biri olan aziz suyun karşısında derin derin düşündükten sonra şükrederek gereği kadar kullanmalıyız!Doğru olanı da bu değil midir sanki?