
Varlık içinde yüzerken birden bire iflas eden tanınmış iş insanı Turgut Bey, çevresini saran birkaç basın mensubunun sorularını yanıtlamaya çalışıyordu.
Bu arada: “Yahu nasıl oldu da birden bire böyle battın. Yoksa bunca zenginliğin temelsiz miydi?” diye sorduklarında; teessüf ederim dercesine gülümseyerek şöyle yanıtladı:
“Yoo! Tam aksine, Allah’ın yardımı ve alnımın teriyle zengin olmuştum. Beni bilenler çok iyi bilir! Bu, temeli sağlam bir zenginlikti ama unutulmamalıdır ki; temeli nedenli sağlam olursa olsun her türlü varlık bir anda yok olabiliyor. Ne yazık ki dünya hâli bu… ” dedi.
“Peki, bu nasıl oldu?” diye sordular bu sefer de.
“İlginç bir durum!” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Belki inanmayacaksınız ama her şey altı ay içerisinde oldu. Altı ay içerisinde ardı ardına yediğim üç darbe beni dibe çökertti.” dedi.
Biraz soluklandıktan sonra gazetecilerin meraklı bakışları arasında yüzünü kaplayan buruk bir gülümseme ve mahzun bir ses tonuyla sözlerine şöyle devam etti:
“Beni bir taşıta benzetecek olursanız; ilk darbe lastiklerime geldi. Lastiklerimin havası birden sönüverdi. Çok şaşırmıştım, şaşkınlığım geçer geçmez neyse dedim kendi kendime, bu sönük lastiklerle bir süre idare eder, sonra elime bir fırsat geçtiğinde lastiklerime hava ikmalini yapar, yoluma devam ederim. Ama gelin görün ki yanılmıştım. Zira hemen ardından hem de çok kısa bir süre sonra arkadan gelen ikinci bir darbe ile bu sönük lastikler de kullanılamaz hâle gelince bir de ne göreyim arkadaşlar! Bu sefer de çıplak jantlar üzerinde kalmışım. Büyük bir şok yaşadım tabii. Yine de kendi kendime moral vermeye çalıştım ve buna da şükür dedim. Hiç olmazsa jantlar duruyor ya! Yakında kendimi toparlar yeni lastikler alır, yoluma öylece devam ederim diye düşünüyordum ki tam da bu esnada inanılmaz bir şey oldu ve üçüncü bir darbeyle, üzerinde durmaya çalıştığım jantlarım da paramparça olmuştu. Ne yalan söyleyeyim önceleri çok üzüldüm hatta ağladım. Ancak sonradan kendi kendime; üzüntü ile bir yere varılamayacağını tam aksine bu sefer de sağlığımı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalabileceğimi oysa bu dünyada sağlığın yerini hiçbir şeyin tutamayacağını düşünerek kendimi toparlamaya çalıştım. Tabii sonuç malum! Şu anda da gördüğünüz gibi geriye kalan tekerleksiz bir şase üzerinde duruyor ve bu şaseyi de kaybetmemek için hem çabalıyor hem de Allah’a dua ediyorum.” dedi.
Bunları anlatırken biraz ferahlamış gibiydi sanki Turgut Bey. Az önce ruhunu kuşatmış bulunan bungunluğun yerini umut, kararlılık, sebat ve mücadele azmi almış bir ruh hâliyle gazetecilerden gelen bir başka soruya da şöyle yanıt veriyordu:
“Biliyor musunuz? İçimde kocaman bir umut var. Bakarsınız bir gün yeni jantlar ve lastikler alır, bunları taktırır, sonra kaldığım yerden yoluma devam ederim. ‘Zira düşmez kalkmaz bir Allah’tır.’ ” dedi.
“Peki, bir gün dileklerin gerçekleşir de eski olanaklarına kavuşursan, bu sefer, yaşama ilişkin tutumun nasıl olacak?” diye sorulan bir başka soruya verdiği yanıt ise âdeta hem özeleştiri hem de sitem niteliğindeydi:
“Eğer” dedi, “eski durumuma kavuşur da yoluma kaldığım yerden devam etme imkânım doğarsa; hayata özellikle de varlığa asla güvenmeyeceğim. Atalarımızın; “Güvenme varlığa, düşersin darlığa.” sözü artık benim için daha bir anlam kazanmıştır; nitekim insan tokken, acıkabileceğini ne yazık ki düşünemeyecek kadar gaflete düşebiliyor; Birincisi bu. İkincisi de dostlarımı seçerken daha çok dikkatli olmaya çalışacağım.” dedi.
Hafifçe yutkunduktan sonra konuşmasına kaldığı yerden şöyle devam etti:
Eskilerin; ‘Her şeyde bir hayır vardır.’ söylemiyle ne demek istediklerini galiba şimdilik çok daha iyi anlıyorum. Zira vakti zamanında bütün servetimi verseydim, bugün sahip olduğum birer altın külçe değerindeki bunca tecrübeye yine de sahip olabilir miydim acaba?” diye kendi kendime sormadan edemiyor ve bunu da şahsıma sunulmuş bir armağan olarak düşünüyorum.” dedi.