Bir insanın karakter yapısı, ortaya koyduğu işten de anlaşılabilir. O hâlde farkında olmadanyaptığımız işimize, aslında karakter yapımızı da nakış nakış işlediğimizi hiç bir zaman akıldan çıkarmamalıyız. Zira doğru, sağlam, düzgün, hilesiz-hurdasız, baştan savmaksızın, özenerek hem göze hoş görünecek hem de gönlü okşayacak başka bir deyişle başkalarını memnun edecek derecede bir iş yapıldığında doğal olarak düzgünce ve arzulanan bir karakter kendiliğinden sergilemiş olur. Bunun tam aksi ise ne yazık ki baştanbaşa eğri ve lekeli bir karakter ortaya çıkarır. İşte sırf bu yüzdendir ki işimizi ister iyi ister kötü işleyelim, eninde sonunda bundan olumlu veyahut olumsuzca etkilenecek olan yine bizler olacak ve toplumdan layık olduğumuz karşılığını da muhakkak alacağız.
Yinelemek gerekirse; beynimizin ve ruhumuzun içini, tözünü; dışarıya yansıtan aslında işlediğimiz ve ortalıkta sergilediğimiz işin ta kendisidir. Bu da hiç şüphe yok ki aynı zamanda; sağlam, doğrulayıcı, yansıyıcı ve sessiz tanığımızdır. O hâlde toplulukta, ikide bir oturup-kalkıp da; lafla kendi kendimizi övmeye, beğendirmeye, tanıtmaya, ispatlamaya çalışmak gibi gülünç durumlara düşmek ve hele hele utanmadan bir de iltifat dilenciliğine kalkışmak tamamen ayıp, boş, nahoş, gereksiz ve akılsızlıktır. O hâlde bırakalım dil sussun; iş konuşsun. Ne dersiniz, doğrusu da bu değil mi sanki?

YORUMLAR