Bir insan düşünelim! Uğraşır, didinir, ortaya çıkardığı işle övünür. İş derken en basit işten yani bir yemek yapmak işinden tutalım da en büyük projelere kadar aklımıza gelen her iş. Bu işi önümüze koyar ve gözlerimizin içine bakarak, büyük bir heyecanla bizden kuru da olsa, bir iltifat bekler. Bizden duyacağı iltifatla, gökyüzüne doğru uçamaya hazır olduğu gibi dudak bükerek tam aksini söylediğimizde ise aynı hızla yerin dibine geçecek ve morali sıfırlanabilecek bir durumdadır. Görülüyor ki bu durumdaki bir insanı sevindirmek de üzmek de iki dudağımız arasındadır. İşin bir başka yönü ise bu aynı zamanda bizdeki anlayış derecesinin ölçülüp sınandığı bir andır. Şöyle ki; önemli olan, bu insanın bin-bir emekle ve büyük hevesle çalışmış olması değil midir? Hem bu gün ortaya koyduğu iş, gerçekten gözümüzü doldurmayabilir. Yine de bu kişiye, fırsat vermek ve onu motive etmek suretiyle belki de geleceğin başarılı insanını kazanabiliriz.
Unutmamamız gereken bir şey daha vardır ki; ilk işinde, ilk buluşunda başarıyı hemen yakalayabilmiş hiçbir insan görülmemiştir; ilk yürümeye başlayan çocuk bile birçok kez tökezleyerek düştükten sonra ayakta durmayı ve yürümeyi ancak becerebilmiştir. Kaldı ki bu kişinin, bize güvenip görüşlerimize değer vermesi bile önemli bir olaydır. Bu yüzden büyük bir hassasiyet sergileyerek candan ilgi göstermeli ve anlayışlı bir yaklaşım gayreti içinde olmalıyız.
Çalışan, emek harcayan bir insanı, alkışlamak, sırtını sıvazlamak, iltifat etmek o insanı başarıya doğru götürebilir. Hatta bu kişiye, kuru kuruya iltifat etmekle bizden bir şey eksilmeyeceği gibi tam aksine bu yöndeki davranışlarımızla yücelerek daha bir saygınlık kazanacağımız da muhakkaktır.
Bir de şöyle düşünelim; bize gereksiz işlerle uğraşıyormuş gibi görünse dahi çalışan, çabalayan ve bunun için emek harcayarak kendini beğendirmeye çalışan bir insanın kimselere yararı olmazsa bile, kime ne zararı olabilir ki? Öyle ya!

YORUMLAR