İlkokuldayken güzel bir öykü okumuştum, bu öykünün adı: “Az Tamah, Çok Zarar Verir.” idi. Bu öykü, kendi halinde yoksul bir köylünün tamahkârlığını anlatır. Hatırladığım kadarıyla öykü şöyleydi:
…………….‘Zar zor geçinen köylünün biri, sabahın erken saatlerinde her gün yaptığı gibi yumurtayı almak üzere kümese yöneldi. Elini kümesten içeriye sokup yumurtayı aldı. Biricik tavuğu, yumurtayı daha yeni yapmıştı, bunu yumurtanın sıcaklığından anlamıştı. Yumurtayı alıp içeri girdi. Sofrayı hazırlamakla meşgul olan eşine yardıma koyuldu. Art arda uyanan çocuklarının kahvaltısına yetişsin diye, her zaman yaptığı gibi yumurtayı kırar kırmaz bir de ne görsün! Bu alelâde bir yumurta değil, akıyla, sarısıyla bir altın yumurta. Sevincinden deliler gibi bağırıyordu. Biraz sonra eşi ve çocukları da bu sevince katılmıştı. Bizim köylü, sarrafın yolunu tuttu. Altını bozdurdu, evin gereksinimlerini aldı ve geri döndü. Evde bir bayram şenliği yaşanıyordu.
Bir sonraki günü, ailecek heyecanla beklediler. O da ne? Bir altın yumurta daha! Yine sevinç çığlıkları yükseldi, bizim köylünün evinden. Yine sarraf, yine bolca harcamalar.. Üçüncü gün, dördüncü gün yine aynı. Altın yumurtaların sayısı çoğaldıkça bizim yoksul köylünün, bütün köy halkının şaşkınlık, hayret ve meraklı bakışları arasında maddi olarak durumu her gün biraz daha düzeliyordu.
Zenginleşmeye başlayan köylünün içine şeytan mı düştü ne? Bir an önce daha çok zenginleşmek için tavuğu kesip içindeki tüm altın yumurtalara birden sahip olmak istedi ve gerçekten de şeytana uyarak, zavallı tavuğu kesti. Ancak hayvancağızın içinde hiçbir şey bulamadı. Bizim köylü ağlayarak saçını yoldu.
Olan olmuştu. Az tamahın, çok zarar verdiğini çok iyi anlamıştı ama bu, ona pahalıya patlamıştı tabii. Yapılacak bir şey kalmamıştı. Tamahkâr köylü; hem tavuktan hem de altın yumurtalardan olmuştu.’…………………………………………….
İbret dersi veren güzel bir öykü. Günlük hayatta bu tip insanlara çokça rastlanır. Eldeki olanaklarla yetinmeyip, birden bire kalkınmak isteyenler, ellerindeki olanaklardan da olabiliyorlar. Hani İranlı ünlü şair Firdevsi’nin dediği gibi;“Yeryüzünde bütün ızdıraplar, aza kanaat etmemekten doğar.”
İşleri ilerletmek, daha iyi olanaklara sahip olmak için çalışıp çabalamak elbette şarttır. Bunun da yolu, sahip olduğumuz olanakları küçümsemeden ve elden çıkarmadan, bir takım atakların yapılmasından geçer. Bugüne gelinceye kadar geçimimizin temeli niteliğinde olan ve bizleri büyük düşünme seviyesine eriştiren eldeki mevcut olanaklarımızı, tamahkârlık uğruna küçümseyip bir kenara atmak, geçmiş günlerimizi aratmak tehlikesiyle karşı karşıya bırakabilir.
Unutmayalım ki; basamakları acele acele ikişer, üçer çıkmaya çalışırsak yorulur, tıkanır ve büyük bir olasılıkla yarı yolda kalabiliriz. Ama tek tek, adamakıllı, bilinçli bir şekilde tırmanırsak varmak istediğimiz yere sağlıklıca varırız. Demek oluyor ki tamahkârlığın panzehiri, kanaatkârlıktır.

YORUMLAR