Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Muhammed Gül

Dinde Zorlama Var mıdır? – 1

 Dînde Zorlama Yoktur!
Eûzubillahimineşşeytânirracîm, Bismillâhirrahmânirrahîm.
Yüce Rabbimiz bir kere daha bir yazımızda biraraya getirdi. Sevgili okurlarımız bu haftaki yazımızda işleyeceğimiz konu, günümüzdeki bid’atlerin başında yer alan, Kur’ân-ı Kerim’e ters düşen: “Dînde zorlama vardır.” ibaresi.
Günümüz dîn tatbikatında bu bid’at Kur’ân âyetlerine tamamen ters düşmektedir. Kul ile Allah arasındaki ilişkilerde asla zorlama yoktur. Dîn, Allah ile olan ilişkilerle, kul ile kullar arasındaki ilişkiler olmak üzere 2 esas üzerine oturtulmuştur. Allah ile olan ilişkilerde hiç kimsenin zorlaması söz konusu olamaz. Örneğin namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, kelime-i şehadet getirmek, bunlar kul ile Allah arasındaki ilişkilerdir. Allah ile olan ilişkilerde asla zorlama söz konusu değildir. Bu konudaki âyetlere baktığımız zaman evvel emirde Gâşiye Suresinin 21. âyeti kerimesinde belirtildiği gibi Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)’e Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:

88 / GÂŞİYE – 21: Fezekkir innemâ ente muzekkir(muzekkirun).
Artık zikret (hatırlat), sen sadece müzekkirsin (hatırlatıcısın).

88 / GÂŞİYE – 22: Leste aleyhim bi musaytır(musaytırın).
Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin.

Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’in hiç kimse üzerinde bir zorlayıcı olmadığını Rabbimiz belirtiyor.
Bir başka âyeti kerimede Kaf Suresinin 45. âyeti kerimesinde şöyle buyruluyor:

50 / KAF – 45: Nahnu a’lemu bi mâ yekûlûne ve mâ ente aleyhim bi cebbârin fe zekkir bil kur’âni men yehâfu vaîdi.
Onların ne söylediklerini, en iyi Biz biliriz. Ve sen onların üzerine, cabbar (zorlayıcı) değilsin. Öyleyse Benim vaadimden (vaadettiğim cezadan, azaptan) korkanları Kur’ân ile ikaz et.

Bir kere daha Resûlullah’ın hiç kimseyi zorlayamayacağını Allahû Tealâ bizlere açıklıyor. Yûnus Suresinin 99 ve 100. âyeti kerimelerine baktığımız zaman şunu görüyoruz:

10 / YÛNUS – 99: Ve lev şâe rabbuke le âmene men fîl ardı kulluhum cemîâ(cemîân), e fe ente tukrihun nâse hattâ yekûnu mu’minîn(mu’minîne).
Ve şâyet senin Rabbin dileseydi, yeryüzünde olan kimselerin hepsi elbette topluca îmân ederlerdi. Yoksa sen, insanları mü’min(ler) oluncaya kadar zorlayacak mısın?

10 / YÛNUS – 100: Ve mâ kâne li nefsin en tu’mine illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yec’alur ricse alellezîne lâ ya’kılûn(ya’kılûne).
Ve Allah’ın izni olmaksızın, bir kimsenin (bir nefsin) mü’min olması (mümkün) olamaz. Ve (Allah), akıl etmeyen kimselerin üzerine ceza (azap) verir.

Allah’ın izni olmaksızın kimsenin mü’min olması söz konusu değildir. Yani kendi serbest iradesi ile Allah’ı dilemeyen hiç kimsenin mü’min olması söz konusu değildir. Ve Allahû Tealâ Bakara-256’da noktayı koyuyor.

2 / BAKARA – 256: Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lenfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun).
Dînde zorlama yoktur. irşad yolu (hidayet yolu, Allah’a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolundan, şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olur, Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem’î’dir, Alîm’dir.

 Şeytan Her Devirde İnsanları Cehenneme Davet Ederü
Her devirde Allah’ın davetini insanlara ulaştıran  ve insanları cennete davet eden velî mürşidler, velî resûller ve devrin imamı vardır. Aynı zamanda  her devirde insanları cehenneme davet eden tagutlar devamlı tebliğ ederler. İbrahim Suresinin 22. âyeti kerimesinde şeytanın daveti ile Allah’ın davetinin aynı âyeti kerimede yer aldığını görüyoruz:

14 / İBRÂHÎM – 22: Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe veadekum va’del hakkı ve veadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrıhıyy(musrıhıyye), innî kefertu bi mâ eşrektumûni min kabl(kablu), innaz zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun).
Şeytan, emir yerine getirildiği zaman şöyle dedi: “Muhakkak ki; Allah, size “hak olan vaadini” vaadetti. Ve ben de size vaadettim. Fakat ben, vaadimden döndüm. Ve ben, sizin üzerinizde bir güce (sultanlığa, yaptırım gücüne) sahip değilim. Sadece sizi davet ettim. Böylece siz, bana icabet ettiniz. Artık beni kınamayın! Kendinizi kınayın! Ve ben, sizin yardımcınız değilim. Siz de, benim yardımcım değilsiniz. Gerçekten ben, sizin beni ortak koşmanızı daha önce de inkâr ettim. Muhakkak ki; zalimlere acı azap vardır.”

Demek ki her devirde şeytan, insan şeytanlar ve cin şeytanlar olan tagut, o devirde yaşayan insanların nefslerine davette bulunuyor. Allah’ın irşadla vazifeli kıldığı devrin imamı, ona bağlı velî resûller, velî mürşidler de Allah’a davet ediyorlar. Allah’ın davetini kabul etmeyenler otomatikman şeytanın davetini kabul etmiş oluyorlar.

 İnsanlar İkiye Ayrılır; Tagutu İnkâr Edenler, Rahmân’ıü İnkâr Edenler.
Bakara Suresinin 256. âyeti kerimesi bu açıdan çok manidardır. Âyette “Kim tagutu inkâr eder ve Allah’a îmân ederse” deniliyordu, demek ki insanlar 2 gruptur.
1) Tagutu inkâr edenler, Allah’a ulaşmayı dileyenler Bakara-256’da zikrediliyor.
2) Rahmân’ı inkâr edenler tagutun davetine icabet edenler Allahû Tealâ onları da Zuhruf Suresinin 33. âyeti kerimesinde beyan ediyor.

43 / ZUHRÛF – 53: Fe lev lâ ulkıye aleyhi esviretun min zehebin ev câe meahul melâiketu mukterinîn(mukterinîne).
“Öyleyse ona takılmış altından bilezikler olmalı veya onunla beraber ona yakın olan melekler gelmeli değil miydi?”

Rahmân’ı inkâr edenler dünya hayatını talep edenlerdir. Tagutu inkâr edenler ise Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir.
Allahû Tealâ Yûnus Suresinin 7 ve 8. âyeti kerimelerinde Rahmân’ı inkâr eden dünya hayatını dileyenlerden bahsediyor.

10 / YÛNUS – 7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme’ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10 / YÛNUS – 8: Ulâike me’vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

Allah’tan dünya hayatlarını dileyenlere Allahû Tealâ dünya hayatını veriyor ama onların ahirette nasipleri yoktur. Yûnus Suresinin 8. âyeti kerimesine göre gidecekleri yer cehennemdir. Öyleyse Allahû Tealâ bizden, Allah’tan Allah’ı dilememizi istiyor.

 İnsan Allah’a Kul Olmak İçin Yaratılmıştır.ü
 Allah’a Kul olmak üzere Taguta Kul Olmaktan Kurtulabilir!
ü
Sevgili kardeşlerim Zariyât Suresinin 56. âyeti kerimesinde Allahû Tealâ bizim yaratılış gayemizi anlatıyor.

51 / ZÂRİYÂT – 56: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya’budûn(ya’budûni).
Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.

Taguta kul olmaktan kurtulmak ve Allah’a kul olmak Allah’a ulaşmayı dilediğimiz an başlar. Allah’a ulaşmayı dilemeden evvel insanoğlu tagutun kuludur. Allahû Tealâ Zumer Suresinin 17. âyeti kerimesinde şöyle buyuruyor:

39 / ZUMER – 17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

Allahû Tealâ her devirde insanlar Allah’a kul olsunlar, taguta kul olmaktan ictinab etsinler diye resûller beas ediyor, hayata getiriyor. Nahl Suresinin 36. âyeti kerimesinde Allahû Tealâ bunu dile getiriyor. Allah’a kul olabilenler kurtuluşa ulaşır.

16 / NAHL – 36: Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün). Allah ile kalın, mutlu kalın.

(Devamı bir sonraki yazıda…)

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER