DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN
Prof.Dr. Nazif GürdoğanTÜM YAZILARI

Üsküdar Batı Dünyasının Kan Dökülmeyen Kabe Toprağıdır

Yayınlanma Tarihi : Google News
Üsküdar Batı Dünyasının Kan Dökülmeyen Kabe Toprağıdır

Köklü paradigma değişmelerinin, gerçekleştiği bir dönemde, bütün dünyada seküler kültürün iktidarı, büyük ölçüde sarsılmıştır. Doğudan Batıya, ülkelerin hepsinde, kutsal kültür rüzgarları esmektedir. Artık dünyada Doğulu ya da Batılı olanlar değil, kutsal ile seküler kültür yanlıları çatışmaktadır. Çatışma medeniyetlerin seküler boyutunu oluşturan ekonomik alandan, kutsal boyutunu oluşturan metaekonomik alana kaymıştır. İki kültür arasındaki çatışma, ulusal sınırları aşarak, uluslararası boyutlar kazanmıştır.

Medeniyetlerin metaekonomik kaynağını, oluşturan kutsal kültürün değerleri, tarihin ilk çağlarından beri, Batıdan Doğuya değil, Doğudan Batıya akmıştır. Batı dünyasında, kutsal kültür adına ne varsa, hepsi Doğu dünyasından gelmiştir. Doğu kutsal, Batı seküler, kültürün vatanıdır. Orta Doğu Doğu ile Batı’nın hem çatıştığı, hem de yarıştığı, birlikte yaşanılan, savaş ve barış coğrafyasıdır. Dünyada insanlığın tarihinde, Mekke Adem Turabullah, Medine Muhammed Habibullah, Kudüs İbrahim Halilullah, demesini bilenlerin, şehirleri olmuştur.

Şehirlerin anası Mekke’ye yapılan, hac yolculuğunun kutlu yükünü, Mihrimah, Gülnüş, Şemsi Paşa camileriyle, omuzlarında taşıyan Üsküdar’a, Türkler büyük önem vermişlerdir. Asya’nın Avrupa’ya, Avrupa’nın Asya’ya açılan kapısı olan, Üsküdar’ın merkezinde Roma değil, Osmanlı vardır. Orhan Gazi Üsküdar’da Doğu Roma imparatoruyla görüşen ilk Osmanlı sultanıdır. Üsküdar İstanbul’dan çok önce, Türklere kapılarını açmıştır. Üsküdar’da Asya ile Avrupa arasındaki sınır Kız Kulesidir. Avrupa’dan Üsküdar’a gelenleri, meydandaki Osmanlı Çeşmesi karşılar.

Üsküdar’ın kalbinde, çeşme yer alır. Üsküdar’ın çeşmelerinin musluklarından, insana can veren suyla birlikte, üzüntü ve sevinç veren yanlarıyla, bütün bir hayat akmıştır. Bunun için şiirin zirvesi Sezai Karakoç, çeşmeleri şairlere benzetmektedir. Anadolu’nun neresinde bulunurlarsa bulunsunlar, çeşmeler insanların ellerini ve yüzlerini, şairler ise insanların, akıllarını ve gönüllerini yıkayıp arıtmışlardır. Anadolu’nun hiçbir yerinde çeşmesiz şehir yoktur. Üsküdar’ın çeşmeleri, caddeleri olduğu kadar, insanları da görünen ve görünmeyen kirlerinden temizlemiştir.

İstanbul’da hac yolculuğu, Mekke kapısı Üsküdar’dan başladığı için, Türkler Üsküdar’ı Kabe Toprağına dönüştürmüşlerdir. Hac yolculuğunun başlamasında, Sürre Alaylarının her yıl Topkapı’dan Beşiktaş’a, Beşiktaş’tan Üsküdar’a geçişi, Osmanlı yönetiminin en önemli, kültürel ve ekonomik atılımı olmuştur. Hacca gitmek için, Avrupa’dan gelenler, Üsküdar meydanında toplanmışlardır. İstanbul İslam dünyasının, değişik şehirlerinden gelen hac yolcularının, güvenlikleri sağlamış, yolculuk boyunca temel ihtiyaçlarını karşılamıştır.

Mekke’de Türkler, Selanik, Üsküp ve Saraybosna’da olduğu gibi, “Yetmiş iki millete bir gözle” bakmasını bilmişlerdir. Dört yüz yıllık “Osmanlı Barışı” döneminde, Anadolu insanı, kendisini Mekke’nin sahibi olarak değil, koruyucusu olarak görmüştür. Mekke’yi kan dökmeden, fetheden Fatih, Son Peygamberdir. Şehirler kapılarını, orduları büyük olanlardan daha çok, gönülleri büyük olanlara açmışlardır. Gönüllerin büyüklüğü ise, seküler kültürden değil, kutsal kültürden kaynaklanır. Şehirleri güçle ele geçirenler, güçle şehirlerden çıkarılırlar.

Dünyada barış olabilmesi için, Doğu ile Batı’nın İstanbul’da el ele vermesi gerekir. İstanbul Batının Doğuya açılan kapısıdır. Mekke’de barışın güvencesi İstanbul’dur. Üsküdar İstanbul’da Kabe toprağıdır.

Kutsal kültürün kilometre taşları peygamberdir. Onları izleyenler şehirleri, kan dökmeden fethederler. Onların silahsız orduları karşısında, silahlı ordular güçlerini yitirirler.

Yirmi birinci yüzyılda, Doğu ve Batı yeniden İstanbul’da buluşmalıdır. İstanbul barış şehiridir. İstanbul’da savaş olursa, hem Asya’da hem de Avrupa’da barış olmaz.