Bilindiği üzere insan beyni yapısı ve görevleri itibarıyla; düşünme, sorgulama, kontrol, çözüm yolu bulma, kavrama, algılama, kıvraklık, çalışama ve kapasite gibi daha da birçok fonksiyona sahip olan muazzam ve mucizevi bir organdır. Bu doğrultuda her insanda beyin vardır ama etkinliği farklı fonksiyonlardan dolayı her beynin aynı oranda randıman vermediği de bir gerçektir. Kaldı ki bu fonksiyonlardan herhangi birinin iflas etme durumuna göre de bir beyin, sağlıklı ya da sağlıksız olarak nitelenebilmektedir. İnsandaki sağlıklı beynin işleyişi herkesçe malum olduğu için bu konuda pek de öyle söylenebilecek bir şey olmamasına karşın; Bir kaçı veya en az bir fonksiyonunu yitirmiş yani halkın deyimiyle “kafasının bir tahtası eksik” olan bir beyin için aynı şeyler elbette söylenemez. Buna bir örnek vermek gerekirse; dış etkenlere, uyarılara, anlatılara, yol göstermelere, deneyimlere, musibetlere kısacası gerçeklere tamamen kapalıolan böyle bir beyin, sağlıksızdır. Çünkü kendi içinde ürettiği düşünce ve bu düşünceler etrafında ördüğü öngörü ve kurgulara takılı kalarak -benzetmek yerindeyse eğer- âdeta bir nokta üzerinde patinaj yapıp durmaktadır.
İşte burada toplum veya çevresi de bu tür akıl yapısına sahip olan kişileri, en hafif tabiriyle öngörülü, “inatçı”, “şüpheci” veya “sabit fikirli”; en ağır tabiriyle de “sapkın veya “deli” olarak adlandırır. Topluma aykırı mantık dışı davranışlarda, gereksiz kuşkulanmalarda, çılgınlıklarda, intihar ve benzeri gibi olaylarda bilinçsizce habire diretme bunun en açık belirtileridir. Böyle bir sonuç artık cehaletin de ötesinde aklın sağlığıyla ilintili bir durum olduğundan maalesef umutsuz bir vaka sayılır. Çünkü cehalet denilen kara leke, bazı zaman, ortam ve durumlarda hiç olmazsa küçük bir ihtimal bile olsa en azından yok edilebilmektedir. Oysaki sağlıksız bir beyin için aynı umudun beslenmesi ne yazık ki pek de mümkün değildir.

YORUMLAR