Bütün canlıların ortak özelliklerinden biri de doğal ve yapay tehlikelerden korunmak için bir barınağa gereksinim duymalarıdır. Genelde yabani ve iri hayvan barınaklarına in, kuşlarınkine yuva, evcillerden büyükbaş hayvanların barınaklarına ahır ya da ağıl, küçükbaşlarınkine kümes, insan barınaklarına da ev adı verildiğini hepimiz biliyoruz.
Barınaklar, tüm canlı varlıkların ana merkezidir. Gereksinimlerini karşılamak amacıyla ilk hareket noktaları olduğu gibi, dışarıdaki işlerini bitirdiklerinde de dönüş yaptıkları en son duraktır. Hastalandıklarında, dinlenmek istediklerinde, korunma gereği duyduklarında yine ana merkez olarak barınaklarını kullanırlar. En önemlisi de bütün canlı varlıklar, nesillerinin devamı için sigorta olarak gördükleri ve kendi canlarından da öte bildikleri yavrularını, mutlaka bir barınakta doğurur, besler ve burada büyütürler. İnsan da dâhil olmak üzere bir canlı için en büyük eza, en ağır ceza hiç şüphe yok ki barınağına verilen zarardır.
Canlı varlıklar içerisinde her yönüyle en mükemmel şekilde yaratılmış olan insanın barınağı olan eve gelince: İşte bu ev; günahların, sevapların, ayıpların, derin sırların, üzüntülerin, sevinçlerin, mutlulukların ve kısacası iyi ve kötü anıların bir arada gömülü olduğu kutsal bir yerdir. Bu evler, bazen de saçılan umut tohumlarından boy atarak yeşeren, sadece bulundukları çevreye değil, belki de tüm dünyaya yararlı olabilecek koca koca meyve ağaçlarının yetiştirildiği bir bahçe dahi olabiliyor.
Bütün insanlar, çarşıda pazarda gördükleri en güzel gereçleri, süs eşyalarını ilk önce yaşamakta oldukları eve layık görürler. Bir anne evini düzmekten, dizmekten, süslemekten, temizlemekten son derece zevk alır. Bir baba, dışarıdaki yorgunluğuna, stresine, kaygılarına, rağmen, huzurunu ancak evde bulabiliyor. Çocuklar ise şefkati, sevgiyi, serbestliği ancak bir ev ortamında tadabiliyorlar.
Sabahın erken saatlerinde kimi işi, kimi de okulu gereği dört bir yana dağılmış aile bireylerini, hava kararırken aynı noktaya bir mıknatıs gibi çeken ve bir arada toplanmalarını sağlayan ev değil midir sanki?
Ve sonuç olarak bir insan, nereye giderse gitsin, kimlerle olursa olsun ev ortamının sıcaklığını, rahatını, huzurunu, mutluluğunu kesinlikle hiçbir yerde, hiçbir şeyde bulamaz. Onun içindir ki bir insanı rahatlatmak istediğimizde:
“Hiç çekinme kendi evindeymişsin gibi davran!” veya evi dışında herhangi bir mekânda gayet rahat, huzurlu ve mutlu bir insan gördüğümüzde de:
“Sanki kendi evindeymiş gibi yaşıyor.“ demez miyiz?

YORUMLAR