Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Sekip Yurttaser

İdrak

Öğrencilerime dersle ilgili not tutturmam gerektiği zaman, önce onlara şöyle bir uyarıda bulunurdum:

“El ile yaz, beyin ile kavra, kalp ile onayla!”

Eski öğrencilerim, ne demek istediğimi gayet iyi bilirlerdi de yeni gelen öğrencilerime de bunun açılımını tekrar etme gereğini duyarak:

“Bakınız!” diyordum, “yazarken beyninizi devreye sokmak suretiyle yazdıklarınızı kavrayınız; aynı anda devreye girecek olan kalbinizle de onaylayınız! Şayet bunu uygulamayıp beyninizi ve kalbinizi devre dışı bırakırsanız, eliniz sadece yorulmakla kalır ki bunun da sonucunda bütün çabalarınız boş yere akmış olacaktır.”

Öğrencilerimin de hoşlandıklarından emin olduğum bu sözlerimi âdeta sloganlaştırıp sık sık beni taklit edercesine hepsi bir ağızdan ve yüksek sesle:

“El ile yaz, beyin ile kavra, kalp ile onayla!” biçiminde tekrarlamalarından doğrusu hep zevk duymuşumdur.

***

Bir konuya tam anlamıyla vâkıf olunabilmesi için önce ilgi duyulması, sonrasında ise görülenin, duyulanın; beyinle kavranması ve kalp ile onaylanması yani bir yerde göz, dil, kulak, beyin ve kalp gibi organların aynı anda bir arada devreye girmesiyle mümkündür. Aslında mucizevî bir yaratık olan insanoğlunun aynı zamanda ilginç bir işleyişi de vardır. Zaman zaman kendi kişiliğimizde tanık olduğumuz üzere; bazen baktığımız hâlde görmeyiz, işitir ama dinlemeyiz, bazen hem işitir hem dinler gel gelelim idrak etmeyiz. Bazen de kendi dilimizle ikrar ettiğimizi yani kendi söylediğimizi de tam anlamıyla o anda kavrayamayız. Bir konuya yoğunlaşabilmek için; yinelemek gerekirse göz, kulak, dil, beyin ve yüreğin eş zamanlı olarak devreye sokulması esastır. Başka bir deyişle; insanın konuya, hem bedenen hem de ruhen kendini vererek bir yerde odaklanması yani hâkim olmasıdır. Psikolojide, Fransızca olarak buna “konsantrasyon” yani “konsantre olma durumu” kendi dilimizdeyse “dikkat kontrolü, dikkat toplaşımı, algı, algılama” veyahut “yoğunlaşma” da diyoruz. Aksi takdirde görülenler, işitilenler veya söylenenler havada kalacaktır.

Birçoğumuz şuna muhakkak ki tanık olmuşuzdur. Geçmiş bir zamanda herhangi bir söz, metin, gösterilmiş herhangi bir yöntem veya verilmiş bir öğüdü ya da öğretiyi, o gün için idrak etmeden ama kuzu kuzu görmüş, dinlemiş veya okumuşusuzdur. Aradan geçen zaman

içerisinde ya bir olay sonucunda ya da durup dururken hatırlamış, üzerinde düşünmüş, kalben onaylamış ve bunun da hemen akabinde kendi kendimize âdeta sitem edercesine:

“ Eyvah… Eyvah! Vakti-zamanında söylenmiş veya herhangi bir yolla öğretilmiş olanı; meğerse bugün daha iyi anlayabiliyorum!” diyerek geç idrak edişimize hep hayıflanmışızdır.

Oysaki her metni, görüleni, söyleneni, anlatıyı, öğretiyi veya öğüdü anında idrak etmek o kadar da zor bir şey olmazsa gerek. Bu bir istek meselesidir. Unutmayalım ki beyin de kalp de bizde; göz, dil, kulak da bizdedir. Her şey bize bağlı, ilgi duyabilmek ve kontrol da tamamen elimizdedir. O hâlde bunca bahane de neyin nesi oluyor söyler misiniz Allah aşkına?

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER