DOLAR
15,8306
EURO
16,7119
ALTIN
929,92
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mardin
Açık
27°C
Mardin
27°C
Açık
Çarşamba Açık
28°C
Perşembe Açık
26°C
Cuma Açık
28°C
Cumartesi Açık
30°C

İdrak

İdrak
07.05.2022
0
A+
A-

Öğrencilerime dersle ilgili not tutturmam gerektiği zaman, önce onlara şöyle bir uyarıda bulunurdum:

“El ile yaz, beyin ile kavra, kalp ile onayla!”

Eski öğrencilerim, ne demek istediğimi gayet iyi bilirlerdi de yeni gelen öğrencilerime de bunun açılımını tekrar etme gereğini duyarak:

“Bakınız!” diyordum, “yazarken beyninizi devreye sokmak suretiyle yazdıklarınızı kavrayınız; aynı anda devreye girecek olan kalbinizle de onaylayınız! Şayet bunu uygulamayıp beyninizi ve kalbinizi devre dışı bırakırsanız, eliniz sadece yorulmakla kalır ki bunun da sonucunda bütün çabalarınız boş yere akmış olacaktır.”

Öğrencilerimin de hoşlandıklarından emin olduğum bu sözlerimi âdeta sloganlaştırıp sık sık beni taklit edercesine hepsi bir ağızdan ve yüksek sesle:

“El ile yaz, beyin ile kavra, kalp ile onayla!” biçiminde tekrarlamalarından doğrusu hep zevk duymuşumdur.

***

Bir konuya tam anlamıyla vâkıf olunabilmesi için önce ilgi duyulması, sonrasında ise görülenin, duyulanın; beyinle kavranması ve kalp ile onaylanması yani bir yerde göz, dil, kulak, beyin ve kalp gibi organların aynı anda bir arada devreye girmesiyle mümkündür. Aslında mucizevî bir yaratık olan insanoğlunun aynı zamanda ilginç bir işleyişi de vardır. Zaman zaman kendi kişiliğimizde tanık olduğumuz üzere; bazen baktığımız hâlde görmeyiz, işitir ama dinlemeyiz, bazen hem işitir hem dinler gel gelelim idrak etmeyiz. Bazen de kendi dilimizle ikrar ettiğimizi yani kendi söylediğimizi de tam anlamıyla o anda kavrayamayız. Bir konuya yoğunlaşabilmek için; yinelemek gerekirse göz, kulak, dil, beyin ve yüreğin eş zamanlı olarak devreye sokulması esastır. Başka bir deyişle; insanın konuya, hem bedenen hem de ruhen kendini vererek bir yerde odaklanması yani hâkim olmasıdır. Psikolojide, Fransızca olarak buna “konsantrasyon” yani “konsantre olma durumu” kendi dilimizdeyse “dikkat kontrolü, dikkat toplaşımı, algı, algılama” veyahut “yoğunlaşma” da diyoruz. Aksi takdirde görülenler, işitilenler veya söylenenler havada kalacaktır.

Birçoğumuz şuna muhakkak ki tanık olmuşuzdur. Geçmiş bir zamanda herhangi bir söz, metin, gösterilmiş herhangi bir yöntem veya verilmiş bir öğüdü ya da öğretiyi, o gün için idrak etmeden ama kuzu kuzu görmüş, dinlemiş veya okumuşusuzdur. Aradan geçen zaman

içerisinde ya bir olay sonucunda ya da durup dururken hatırlamış, üzerinde düşünmüş, kalben onaylamış ve bunun da hemen akabinde kendi kendimize âdeta sitem edercesine:

“ Eyvah… Eyvah! Vakti-zamanında söylenmiş veya herhangi bir yolla öğretilmiş olanı; meğerse bugün daha iyi anlayabiliyorum!” diyerek geç idrak edişimize hep hayıflanmışızdır.

Oysaki her metni, görüleni, söyleneni, anlatıyı, öğretiyi veya öğüdü anında idrak etmek o kadar da zor bir şey olmazsa gerek. Bu bir istek meselesidir. Unutmayalım ki beyin de kalp de bizde; göz, dil, kulak da bizdedir. Her şey bize bağlı, ilgi duyabilmek ve kontrol da tamamen elimizdedir. O hâlde bunca bahane de neyin nesi oluyor söyler misiniz Allah aşkına?

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.