Bilinçli bir biçimde özene- bezene tasarlanarak dekore edilmiş bazı lokanta, pastane, kahvehâne, kafeterya, berber salonu ve benzeri gibi topluma hitap eden yerlerde içimiz açılır, gönlümüz şenlenir, sinirlerimiz gevşer, âdeta ruhumuz dinlenmeye çekilir. Burada insan olduğumuzu bir kez daha anımsayarak, bizlere değer verildiğini düşünür ve bundan dolayı da mutlu oluruz. Bunun da sebebi; buraları tasarlayan, dizen, düzenleyen, döşeyen kısacası dekore eden veya ettiren kişinin bütün bunları ince bir ruhla yapmış olması veyahut yaptırmış olmasıdır.
Bazı insanlar vardır ki, gerçekten yapıp yakıştırmasını bilirler. Bu kapasitede olan insanlar; renk seçimini, eşyanın ve mefruşatın kalitesini hatta neyi nereye dizeceklerini, neyin nereye yakışacağını, hangi eşyaların hangi renklerle uyum sağlayacağını, insanların gözüne, ruhuna ve gereksinimlerine hitap edecek şekilde dekorasyonunu, her şeyi ama her şeyi en ince ayrıntılarına varıncaya kadar düşünürler. Aslında bu da başlı başına bir sanattır, hem de insanların ruhuna, gözüne ve gereksinimlerine hitap etmesini bilen ince bir sanat.
Bu sanatı icra edenler ince ruhlu insanlardır. Bu çeşit ince ruhlu kişiler, sanatlarına ve vücuda getirdikleri eserlerine, berrak zekâlarını ve tertemiz ruhlarını aksettirirler. Bunların, parlak zekâlarına hayran kalmamak elde değildir. Bu tür ince ruhların temelinde, insana verilen değer yatar. Böylesine ince bir ruh; ne eğitimle, ne özel bir kursla, ne başkalarına özenmeyle ne de telkinlerle kazanılır. Bu, tamamen ince ve hassas düşünmenin yansımasıdır.
Burada unutulmaması gereken bir başka husus da; bir kuruluşu, mükemmel kılan ve yine bu ince ruhlu insanlar tarafından özenle seçilmiş, kaliteli ve bu işin ruhuna uygun işin ehli diye niteleyebileceğimiz insan kadrosudur. Bütün bunları bünyesinde toplayabilmiş bu tür müesseseler, her ne kadar kazanırlarsa kazansınlar bunu tamamen hak ediyorlar. Yine bu müesseselerin ince ruhlu kurucuları, insana değer veren bir ruha sahip oldukları için aslında herkes tarafından ödüllendirilmelidir. Çünkü insana değer vermek erdemliktir ve böylesine bir meziyet de ender insanlarda bulunur.
İnce ruhlu olarak nitelendirdiğimiz bu insanlar, kendi kazançlarını düşünmüyorlar demiyoruz. Elbette düşüneceklerdir. Fakat bizleri, bu gibi insanları takdir etmeye iten nedenlerden birincisi, önce insana değer vermeleri; ikincisi de, bunlarla aynı piyasayı paylaşan ve bırakın insana değer vermeyi; insanı, sadece para makinesi olarak gören, böyle düşünen ve ilk etapta para kazanma derdinde olan, kaba ruhlu kişilerdir.
İşte herkesi bir sayıp aynı kefeye koymak en azından insafsızlıktır. Herkesin hakkı ne ise hakkını teslim etmek gerekir. Doğru olanı da bu değil mi sanki?

YORUMLAR