Acı, keder, afet, felaket, sefalet, hastalık, musibet ve benzeri gibi badirelerden en azından herhangi biriyle şu veya bu şekilde bizzat kendisi karşılaştığı veyahut çevresinde bu gibi durumlara tanık olduğu hâlde yine de yüreğinde yumuşama, karakterinde düzelme, vicdanında uyanma ve davranışlarına hoşgörünün zerresi bile yansımayan, herkese tepeden bakmaya devam eden başka bir deyişle tüm yaşadıklarından ibret dersi çıkaramadığı için ne yazık ki ruhu bir türlü olgunlaşmayan bir insan düşünelim.
Şimdi soruyoruz; uslanmamakta direnen katı mı katı kişilikli böylesine bir insanın hayatta düzelebileceğine dair umudun en ufak kırıntısından bile söz etmek mümkün müdür?
Elbette hayır! Çünkü böyle bir sonuç; ister istemez kişinin, akılla ilgili problemler yaşadığını apaçık göstermektedir de ondan. Herkesin bildiği üzere vücudumuzun bütün uzuvları gibi; düşünmek, düşlemek, sevgi, hoşgörü, acıma, vicdan ve benzeri gibi soyut diye adlandırdığımız kavramlar da dâhil olmak üzere hepsi ‘akıl’ adını verdiğimiz beynin içindeki enerjiden komut almaktadır. Bu doğrultuda beynin ilgili fonksiyonlarından biri ya da birkaçının iflası durumunda insanın insanî yönünü de doğal olarak zayıf düşürmektedir. Bu yüzden bu tür kişilerin toplumda akıllı insan sınıfından sayılmamsı sizce de mantıklı, isabetli ve yerinde bir karar değil midir?

YORUMLAR