“Hangi yaşta olursak olalım; zayıf noktamızı henüz keşfedememiş bir durumda olabiliriz.”
Herkesin bildiği üzere ruhanî ve görünmez bir varlık olan Şeytan’ın aslî görevi, insanı yanıltmak ve aldatmaktır. Aldatacağı insanda da yaş, cinsiyet, tip, makam, mevki, bilgi düzeyi ve benzeri gibi kıstaslar aramaz. Özellikle iradesi ve maneviyatı zayıf insanın aklına girer, gönlüne süzülür, onunla bütünleşir ve onu şeytanlaştırarak böylece kendine insandan türdeş edinir. Bundan sonra artık ruhanî ve görünmez bir varlık olmaktan sıyrılmış ve türdeşi olan insanın bedeninde cismanileşerek bizimle iç içe yaşamaya başlamıştır. Yani başka bir deyişle insan şeytanlaşmış; şeytan da insanlaşmıştır. Bu doğrultuda bazen bir tanıdık veya samimi bir dost görünümünde bazen de bizi ağına düşürmek için pusuda yatmış ve bir tesadüf eseri olarak ilk kez karşılaştığımız herhangi bir insan kılığında aniden karşımıza çıkar, hayatımıza karışır ve aslî görevini ifa ederek dünyamızı cehenneme çevirir.
Burada bize düşen görev, şeytanlaşmış insanın her zaman için aramızda dolaştığını hesaba da katarak azamî ölçüde dikkatli ve uyanık olmamızdır. Bunun için yapmamız gereken önemli şey şudur: duygu kanallarımızı izole ettikten sonra, Yüce Allah’ın bize en değerli ve mucizevî armağanı olan aklımızı ortaya çıkarıp gereği gibi kullanmaktır. Zira karşımıza çıkan ve aramızda yaşayan insanın, Şeytan’ın türdeşi olup olmadığını ancak aklın yoluyla ayırt edebiliriz.
Unutulmasın ki halkımızın; “İnsanın asıl şeytanı; yine insandır.” veciz sözü, başlı başına çok ama çok önemli bir uyarıcıdır.

YORUMLAR