Tazelik kokan bir ilkbahar sabahıydı. Gökyüzünün iç açıcı maviliği ve hafif dalgalı apak bulutlar bir arada uyum içindeydi. Altın başlı güneş; hem gökyüzüne hem de yerküredeki yaratıklara ve nemli-serin toprağa sevecen bir çehreyle gülümsemekteydi. Şu anda dersimi işlemekte olduğum sınıfın açık olan penceresinden tatlı, yumuşak okşayışlı bahar rüzgârı ise; sadece esmekle kalmıyor, âdeta tüm canlıların ruhuna bir de yaşama sevinci üflüyordu sanki.
Dersimi anlatırken beni meraklı gözleriyle izleyen çocukların yüzleri, birden bire dikkatimi çekiyor. Ben bu yüzleri sanki yeni bir şey keşfetmişim gibi bir yandan inceliyor, diğer yandan da tahtaya karaladıklarımı not almalarından yararlanarak, kısa bir süreliğine de olsa bu konuda düşüncelere dalıyorum:
“İstisnasız hepsinin harika yüzleri vardır. Çünkü bu yüzler taptazedir. Ben bu yüzleri, ilkbaharın koyun sütünden yapılma taze peynir topaklarına, ya da ilkbahar sabahlarında yaprağına çiy düşmüş serinlik ve tazelik kokan nemli güllere veya ne bileyim; ilkbaharın mehtaplı gecelerindeki parlak bir Ay’a benzetiyorum. Çünkü bu yüzler; geçmişin açtığı derin çizgilerden henüz yoksundurlar. Geleceğe yönelik olarak kaygılar taşımadıkları gibi, tam aksine umut ışıltıları saçmaktadırlar. Yine bu yüzlerde; pişmanlıktan, kötümserlikten, karamsarlıktan hiç bir eser görülmemektedir. Hatta bu yüzler; geleceğe tutulan pırıl pırıl temiz ve berrak bir aynaya benzemektedir. Güleç güleçtirler. Doğaldırlar. Masum bir görünüş arz etmektedirler. Bundan dolayıdır ki, şu anda ilkbahar mevsimi gibi tazelik kokan bu yüzlere, içten içe bir hayranlık duyuyor ve baktıkça, bu tazeliğe bir türlü doyamıyorum.”
“Unutulmasın ki; Allah’ı gücendiren tüm kötülüklerin en başında insanın işlediği zulümdür.”
ŞEKİP YURTTAŞER

YORUMLAR