Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Abdulkadir Admis

Ya Bir Gün Sıra Size Gelirse?

Hayat garip bir yolculuk.

Bugün ayakta yürüyen, yarın bir başkasının yardımına ihtiyaç duyabiliyor. Bugün veren el olan, yarın uzanacak bir el bekleyebiliyor. Bugün güçlü görünen, yarın hayatın en ağır sınavlarından biriyle karşı karşıya kalabiliyor.

Ama nedense bunu hep unutuyoruz.

Bir ihtiyaç sahibinin haberini okuyoruz. Bir engelli bireyin yaşam mücadelesini görüyoruz. Tedavi bekleyen bir hastanın çaresizliğine şahit oluyoruz. Eğitim hayali kuran bir gencin imkansızlıklarla boğuştuğunu öğreniyoruz.

İçimizden bir anlık bir üzüntü geçiyor.

“Yazık olmuş…”

Sonra telefonumuzun ekranını kaydırıp başka bir habere geçiyoruz.

Oysa o haberin içinde bir hayat var.

Bir annenin gözyaşı var.

Bir babanın çaresizliği var.

Bir çocuğun yarım kalan hayali var.

Ve belki de en önemlisi, yardım bekleyen bir insanın sessiz çığlığı var.

Hiç düşündük mü?

Acaba o haberlerde gördüğümüz insanlar biz olsaydık ne hissederdik?

Akülü sandalye bekleyen kişi bizim kardeşimiz olsaydı…

Tedavi için destek arayan kişi bizim evladımız olsaydı…

İş bulamayan genç bizim çocuğumuz olsaydı…

Yine bu kadar sessiz kalabilir miydik?

İnsan çoğu zaman acıyı uzaktan izler. Çünkü acı kendi kapısını çalmadığı sürece onu tam olarak anlayamaz. Fakat vicdan dediğimiz şey, yaşamadan da anlayabilme yeteneğidir.

Empati tam da budur.

Kendini bir başkasının yerine koyabilmek…

Onun gözünden hayata bakabilmek…

Onun geceleri nasıl uyuduğunu, sabahları hangi kaygılarla uyandığını hissedebilmektir.

Bugün bir engelli kardeşimiz evinden çıkamıyorsa, bu sadece onun sorunu değildir.

Bugün bir öğrenci maddi imkansızlıklar nedeniyle eğitim hayalinden vazgeçiyorsa, bu sadece onun kaybı değildir.

Bugün bir aile çaresizlik içinde yardım bekliyorsa, bu sadece onların yükü değildir.

Çünkü aynı şehirde yaşıyoruz.

Aynı sokaklardan geçiyoruz.

Aynı havayı soluyoruz.

Ve aynı toplumun bir parçasıyız.

Ne yazık ki son yıllarda duyarsızlık hızla büyüyor.

İnsanlar kalabalıklar içinde yalnızlaşıyor.

Birbirimizin sesini duyuyoruz ama derdini duymuyoruz.

Birbirimizi görüyoruz ama gerçekten bakmıyoruz.

Yardım etmek yerine yorum yapmayı tercih ediyoruz.

El uzatmak yerine eleştirmeyi seçiyoruz.

Oysa bir insanın hayatını değiştirmek bazen düşündüğümüz kadar zor değildir.

Bazen küçük bir destek…

Bazen samimi bir paylaşım…

Bazen bir telefon görüşmesi…

Bazen de sadece “Ben ne yapabilirim?” sorusunu sormak bile bir hayatın yönünü değiştirebilir.

Hayatın bize ne getireceğini bilmiyoruz.

Kimse yarının garantisine sahip değil.

Belki bugün yardım bekleyen değiliz.

Ama yarın olmayacağımızın da hiçbir garantisi yok.

İşte bu yüzden iyilik bir seçenek değil, insani bir sorumluluktur.

Çünkü bir gün sıra bize geldiğinde, kapımız çaldığında, elimizden tutacak birilerini aradığımızda, bugün gösterdiğimiz duyarlılığın, bugün yaptığımız iyiliklerin karşımıza çıkmasını isteriz.

Unutmayalım…

İnsan bazen verdiğiyle değil, vermediğiyle sınanır.

Bazen yaptığı iyiliklerle değil, görmezden geldiği çaresizliklerle hesaplaşır.

Ve vicdan, susturulabilen bir ses değildir.

Bir gün mutlaka konuşur.

Önemli olan, o gün geldiğinde kendi gözlerimizin içine rahatça bakabilmektir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER