Biliyor musunuz? Bazen biri çıkar; olgunluğuyla, dürüstlüğüyle, çalışkanlığıyla, gayretli oluşuyla, idealistliğiyle, dengeli davranış ve tutarlı konuşmalarıyla bizleri ta derinden etkileyebiliyor. Bir süre sonra da bu insan bir rüya gibi, bir rüzgâr gibi aniden yok olabiliyor; yani bizden ayrı düşebiliyor. Ancak yüreğimizde derin bir iz bırakarak tabii. Artık bundan sonra nereye gidersek gidelim, kimlerle ve hangi durumda olursak olalım, ne yaparsak yapalım o hep karşımızda, yanı başımızdadır. Sanki onunla göz göze, diz dizeyiz. Bazen de kaidesi kalbimiz olan som altından bir heykel olur ve iç dünyamızı süsler. Artık onun yokluğu bile bizim varlığımızın sebebi olabiliyor.
Hayali de olsa sık sık onunla konuşur, dertleşiriz. Bir sorunumuz mu var? Ona anlatırız, sevincimizi onunla paylaşırız. Bir problemle mi karşı karşıyayız? Ona danışırız. Hatta ressam isek resimlerimize, müzisyen isek bestelerimize, edebiyatçı isek yazı ve şiirlerimize esin kaynağı bile olabiliyor. Bu insan, artık bize; bir arkadaş, bir kardeş, candan bir sevgili, aziz bir dost, yoldaş, sırdaş, hemderttir. Gönlümüze yerleşerek bir kördüğüm gibi tüm benliğimizi sarıp sarmalaması onun gerçekten de farklı ve nadir bir insan olduğunu gösterir. Ve böyle bir insanı tanımış olmak bizim için bir şanstır hatta onun da ötesinde gurur ve onur vericidir. Çünkü bu nadir insan, hem kendimize güven duymamızı sağlamış, hem de umut aşılayarak bize yaşamı sevdirmiş ve doğal olarak da mutluluk vermiştir.
Ben kendi hesabıma bu tür insanları, ‘nadir insanlar’ diye tanımlarım. Gerçekten de bunlar, dünyamızda çok az bulunan insanlardır. Sayıları ne kadar az olursa olsun bence dünyamızın çarkı, bu tür insanların sayesinde dönmektedir. Çünkü bu çeşit insanlar da olmazsa inanız ki yaşam azap olur. Hani her zehrin panzehri olur ya! Bu tür insanlar da yaşamı bize haram eden; çirkef, tiksindirici, zalim bir takım insan kılıklı canavarların alternatifleridir. Ne ilginç bir durumdur ki bu nadir insanlar; tam hayattan bıktığımız, daraldığımız ve bunaldığımız bir anda karşımıza çıkar ve bize yaşama besinimizi verdikten sonra, birden kayboluverirler. Artık bunlardan aldığımız güçle belirli bir süre daha ayakta duracağız. Bu gibi kişilerle bir daha karşılaşmak ise belki de yaşamdan bıkıp umutsuzluk içinde debelendiğimiz anlarımızda nasip
olacaktır. Tıpkı yeryüzündeki insanların yoldan çıktıklarında, yol gösterici olsun diye Yüce Allah’ın onlara peygamber gönderdiği gibi bir duruma da benziyor bu.
Yaşamın bir tek bataklıklardan oluşmadığını, bunun yanında gül bahçelerinin de bulunabileceğini bu nadir insanlar sayesinde anlarız. Bir takım insancıkların uyanıklık adı altında canavarlaşarak yaşamı kirlettikleri böyle bir dünyada, belki de bizleri ayakta tutan, nadir diye nitelendirdiğimiz insan kılığına girmiş bu aziz meleklerdir.

YORUMLAR