“Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.” diyen atalarımızın elbette bir bildikleri varmış. Hiç şüphe yok ki bu güzel ve anlamlı sözü hem kendini, hem de hatır, gönül bilmezler için söylemişlerdir. Bazılarını insan diye karşılarız, buyur ederiz, elimizden geldiğince yerine göre bazen iyilik bile ederiz. Aradan belirli bir süre geçer aynı kişiyle bir yerde karşılaşırız, o da ne? Bizi tanımıyor bile. Hani görmezden gelse, belki de bizi görmemiştir diye kendi kendimizi avutacağız. Ama yüzümüze, gözümüze bön bön bakması ve ömrü hayatında ilk kez karşılaşıyormuşuz gibi soğukça davranması yok mu? İşte buna dayanmak mümkün değil. Haydi, bunu da kabul ettik, selam verirsiniz onu da almaz. Selam alması veya vermesi paralıymış gibi.
Şimdi bazılarımız iyimser düşünüp diyebiliriz ki “Efendim bu kişinin belki de huyu böyledir. Sevsinler böyle huyu! Yoksa huyu sonradan mı değişiyor bu tür bukalemunların? Hayır efendim! Bu tür insanların, savunulacak hiçbir yanları olamaz. Bu tür insanlar, düpedüz kişiliksiz, yüzsüz, nankör ve karaktersizdirler. Bu tür insanlara, konabilecek tanı ancak budur.
Biliyor musunuz? Aslında bu tür insanlar, bu davranışlarıyla zarardadırlar. Ben de onları, müşterilerine değer vermeyen, günübirlik yaşayan ve iflası göze almış adi bir otele veya ne bileyim adi bir lokantaya benzetirim. Bu tür otel veya lokantalara nasıl ki bazı müşteriler bilmeden, yanlışlıkla gelir ve bir daha tövbe edercesine buralara uğramıyorlarsa, bu tür insanlar da aynen böyledir. Günübirlik yaşarlar ve onları hiç kimseyle iki kere, bir arada görmemiz mümkün değildir. Çünkü onlarla bir kere oturup kalkan, bin pişman olur ve bir daha da onlara yaklaşmaz.
Aslında, kendisine herhangi bir konuda yarar sağlanan veya iyilik edilen kişinin, iyiliği yapana mutlaka bunun karşılığını vermesi, diyetini ödemesi gerektiğini söylemek gibi bir niyetimiz olduğunu sakın düşünmeyiniz. Zaten bırakınız bunu söylemeyi bu şekilde düşünmek bile ahlâkî değildir. Bizim anlatmak istediğimiz; bir başkası tarafından kendisine yapılan iyiliğin değerini bilmeyen, unutan veya kayıtsız kalan hatta bunun da ötesinde iyiliğe karşı kötülükle mukabele etmeye kalkışan bu tür insanların vefasızlık ve nankörlük gibi kötü huylarıdır. Zaten bu zihniyetteki insanların ne iyi ne de kötü hiçbir kalıcı dostları olmadığı gibi toplumda bir zerrecik kadar bile olsa itibarları dahi yoktur. Çünkü bunlar, almasını seven; vermesini bilmeyen ve kendilerini sözüm ona uyanık sanan, insan kılıklı insancıklardır. Bakmayınız! Onlar bu sıfatları fazlasıyla hak ediyorlar.

YORUMLAR